0 %

Paragraf Yorumları

Yorumlar yükleniyor...

Yorum Yap

SİREN ÖZEL BÖLÜM.

Yazı Boyutu
100%

SİREN ÖZEL BÖLÜM.

KARMEN RUSSO.

Deren saçlarımı uzatmamı istiyordu. Çünkü ona yakın geçmişte, saçlarımın uzun olduğu bir fotoğrafımı göstermiştim. O da bu halimi, kendi gözleriyle görmek istemişti.

Yıllardır küt kullandığım saçlarım artık omuzlarımın bir karış altındaydı. Kısa saçı kendime yakıştırdığım günlerden beri kendi doğal haliyle kullanır, pek şekillendirmezdim. Artık siyah tutamları dilediğimde dalgalandırabiliyor, hatta kâkül kesiyordum. Gerçi henüz bir kez kullanmıştım ve Karina kâkülün değiştirdiği yüzüme yabancılaşıp, bir türlü alışamayınca uzatıp bir daha kestirmemiştim.

Karina'm...

Çocuğum, kızım, Kalbim Karina'm... Geçtiğimiz ay dört yaşına girmişti. Boyu uzuyordu, kilo almıştı, vücudu gelişiyordu. O da saçlarını kesmiyordu, çünkü geçtiğimiz haftalar boyunca saçlarımı uzattığımı fark etmiş, kendisi de buna karar vermişti. Ve tabi, Karina ve Nil birbirleri ne yapıyorsa yaptığı için tırtılım da saçlarını epey uzatmıştı.

Ben yaralarını saran birisi değildim, onları unutan birisi de. Bu yüzden, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin bana yapılanları unutmayacaktım. Her şeyin farkında olarak ama neyi ne kadar fark ettiğimi sezdirmeden, her adımımı ailemi korumayı es geçmeden atıyordum. Bir daha ölmeyi isteyecek kadar acı çekmeyeceğime yemin etmiştim.

Ama daha iyiyim. Karina'm kahkaha atmaya başladığı günden beri.

Artık kızım da, Nil gibi kreşe gitmeye başlamıştı. Açıkçası gittiğinin ilk günü kreşten hiç ayrılmamıştım, hatta ikinci, üçüncü, dört ve beşinci günü de. Nil ve uzaktan izleyen koruma bile olsa Karina'yı bensiz bırakmamıştım. Benim kendisiyle kalmadığım ilk günde de ağlamış, eve dönmek istemişti. Ertesi gün onu tekrar götürmek, baştan başlamak anlamına gelmişti. Sonraki birkaç gün yine kreşte kalmış, her arada onunla olmuştum. Bensiz kalma korkusunu yenmesi zaman almıştı ve aylar sonra artık kreşte bensiz kalabiliyordu.

Aslında benim için hiç sorun değildi, ben her gün onunla kalmaya devam ederdim ama yalnızlığının ve korkularının üstesinden gelecek kadar güçlü olduğunu hatırlaması lazımdı.

Yalnız kaldığı ilk anda parçalanmaması için.

Aynadaki yansımama bakıp görünüşümden memnun kalınca ellerini kabarttığım saçlarımdan çektim. Kızları almaya gidecektim, hazırlığım o yüzdendi. İtalya'nın en soğuk zamanlarıydı, bu yüzden diz altıma kadar uzanan kürkümü giyinmiştim. İçindeki siyah mini eteğim ile dik yakalı, belimi saran bordo gömleğimi düzeltip arkamı döndüm. Yataktan çantamı alıp odadan çıktım. Kattan ayrılıp aşağıya indim ve Utku'nun odasına kadar yürüdüm, kapısını tıklattım.

"Yenge?" diye sordu.

"Evet, benim."

Ben her gün Deren'den bekledim, beni affettiğini duymayı ama... Utku'da hâlâ bana beni affettiğini söylememişti.

Nazik karşılığını duyunca kapısını açtım. Bu evin kapladığı alan gibi odaları da çok genişti. Başımı içeriye uzatınca üstü çıplak şekilde cam önünde durduğunu, telefonuyla uğraştığını gördüm. Dikkatli bakınca kendi fotoğrafını çektiğini anladım. "Ece'ye mi?" diye takıldım.

Omzu üstünden bana döndü. Tanıştığımızda Utku Deren gibi fiziksel gelişimini tamamlamış değildi ama geçtiğimiz iki senede yüzüne daha bir olgunluk yerleşmişti. Beni süzüp yaklaşırken, "Evet, fotoğraf gönderiyordum," dedi.

"Çıplak fotoğraf mı? Sexting diyorsun?"

Onunla ayarsız konuşmama alışkın olduğu için kızarmadı bile. Gözlerini devirip, "Abimle böyle konuşuyorsunuz galiba," dedi.

"Evet, elbette. Onu her gün bunun için darlıyorum." Göz kırptım.

İşte, istediğim gibi gülümsemeye başlamıştı. "Yarın onu yurttan almaya gideceğim, burada kalabilir değil mi?"

Ece eğitimini İtalya'da sürdürdüğü için sık sık görüşüyorlardı ve daha önce de bir kez evde kalmıştı. Ece'nin ailesi sıkı insanlar olduğu için burada kaldığından haberleri yoktu, zaten ben ona, ailesinin olacağı gibi göz kulak olmuştum. "Burası senin evin, misafir getirirken sormana gerek yok."

"Yabancılar konusunda çok hassassın, evin bahçesinden geçen olursa bile direkt haberin oluyor."

"Sen kime güvenip güvenmeyeceğini bilirsin ama elbette, haberim olacak. Ben hayatım boyunca öldürülmek istenilen bir ailede büyüdüm, kendi ailemi de korumalıyım."

Karşıma kadar yürüyüp beni bir daha süzerken gözlerindeki hayranlığı gördüm. Aradan sene geçmiş olmasına rağmen İtalya'daki kendime özenim, gücüm beni Türkiye'de tanıdığı için onu bazen hâlâ afallatıyordu. "Yalnız koruma işlerine abim bakıyor."

Deren'i nasıl hayatımdan hiç çıkaramadım, ben onu, o beni bıçaklamasına rağmen nasıl hiç birbirimizi bırakamadık... Aklımdan da öyle bırakıp, çıkaramıyordum onu. Utku abisinden bahsetmeden önce bile ben Deren'i düşünüyordum. "Bu akşam gelecek, iki gündür görmüyorum onu." Üzüntüm sesime gölge düşürdü.

Utku abarttığımı düşünüyormuş gibi gözlerini devirdi. "Defalarca ayrı kaldınız, hâlâ ilk günkü gibi sızlanıyorsun."

Deren artık şahsi işlerine bakıyordu, tabi en öncelikli işi benim korumam olmaktı. Fakat tabi, para kazanmayı ve parayı sevdiği için vaktini çok almayacak işler hakkında sürekli insanlarla görüşme halindeydi. İki gün önce de abimlerle İtalya'nın kuzeyine gitmişlerdi, bir saat önce konuştuğumuzda yola çıkacaklarını söylemişti. "Kendimi ikna edemiyorum, onu çok özlüyorum," dedim ve en son bir saat önce konuşmamıza rağmen yine sağlığını merak ettim.

"Nil bile alıştı, sormuyor bile artık."

Tırtılımı düşünürken dudağımın kenarını kıvrıldı. O, belki de doğduğundan beri Deren'in çalışmasına alışkındı, kısa süreli gidip dönmelerine de.

"Aslında ben de özlem duygusuna alışkınım ama... bir yandan sağlığını da düşününce iki gün on iki gün gibi geçiyor." Deren'den başkasına karşı içtenliğe pek alışkın olmadığım için sustum.

Daha da yaklaşıp yaptığımı çok iyi anladığı saçlarımı karıştırdı. "Bir de küs ayrılmıştınız, doğru."

Eline vurarak ittim. "Küs değiliz, konuşuyoruz."

"Siz yakında boşanırsınız da."

Bakışlarımın sertliğini fark edince kendiliğinden sustu. "Artık bizi ayıracak hiçbir şey yok. Nelere rağmen beraberiz, biliyorsun."

"Biliyorum." Gülümsedi. "Şakalaşıyorum zaten."

Bileğimdeki, Deren'in aldığı gold saate göz attım. "Gitmem lazım, kızları bekletmeyeyim."

"Dün onları hiç görmedim, özledim."

"Noah'la partileyeceğine eve gelseydin..."

Arkamı dönerken bir şeyler söyledi ama üstünde durmadım. Salvador giderken Dante ve Deren'i almıştı ama Noah şehirdeydi, dün gece bir kulüpte takılmışlardı. Alt kata inince mutfağa göz attım, ev ve çocuklara yardım olması için üç ay önce bir çalışan almıştım. Orta yaşını geçmiş, ciddi ve Türk bir kadındı. Deren'in bazen milliyetçiliği kabarıyordu, korumaların dahil herkesin İtalya'n olmasından bıktığını söylemişti. Sezen adındaki kırk beş yaşındaki bu kadında o zamandan beri yatılı yardımcımızdı.

"Kızlar gelene kadar yemekler hazır olur efendim."

Mutfak tezgâhına göz atıp, "Mersi," dedim. "İçeceklerini sıktın mı?"

"Tabi."

Karina ve Nil'in sağlığı evdeki herkesin sağlığından önemliydi, her zaman neyi ne zaman yediklerine dikkat ediyordum. Ayrılıp evden çıkarken telefonumu elimde tuttum, Deren ararsa gözden kaçırmayayım diye.

"Kreşe mi efendim?"

Yaklaşan korumayı elimi kaldırarak durdurdum. "Kendim gideceğim, eve dikkat edin."

"Her zaman efendim, iyi sürüşler."

Siyah Porcshe'nin koltuğuna yerleşip garajdan ve sonra bahçeden çıktım. Ezberlediğim yolda ilerlerken yağan yağmura karşı silecekleri açtım, yarım saat içinde kreşe ulaştım. Çıkmalarına on dakika kalınca arabayı terk edip bahçeden, güvenlik izniyle geçtim. Dışarıdaki çocuk parkının etrafında dolaşarak bekledim. Ufak ufak çocuklar çıkmaya başladığında da dikkat kesildim, şemsiyeyi açarak yaklaştım. Gözlerim merdivene kaydı ama Nil'i tek görünce afalladım, her zaman Karina ile beraber inerlerdi.

Bir kız arkadaşıyla son basamağa da basıp inince beni fark etti ama her zamanki gibi koşmak yerine sabit kalıp yanına varmamı izledi. Gözlerim Karina'yı ararken, "Merhaba tırtılım," diyerek ona eğildim. "Nasılsın? Karina nerede?"

Ona sarılmama daha çekingen ve neşesiz karşılık verince bir şeylerin yolunda gitmediğini sezdim. Sırt çantasını omzunda sıkarak, "İçeride," dedi. "Benimle inmeyecekmiş."

Yanındaki kız, ilerideki annesine doğru gittiğinde yalnız kaldık. Karina'nın güvende olduğunu duyunca biraz rahatlayıp sorunun ne olduğunu anlamaya çalıştım. "Neden? Bir şey mi oldu? Eşyalarını mı toplayamadı?"

Saçlarını bugün iki kulak yapmıştım, hâlâ bozulmamıştı. Bana dudak büzüp omuzlarını düşürdü ve kızarıp gözleri kaçırdı. "Küstü benimle, konuşmuyor."

Tamam, bu ilk kez olmuyordu. Bir sefer daha olmuştu ve o zaman küsen Nil'di. Bence arkadaş, hatta kardeşliklerinde sabırlı olan taraf her zaman Nil'di, Karina'yı her şeye ve her vaktine ortak etmeye en istekli olan da. Fakat tabi, o da daha küçük bir kızdı. "Gel, şemsiyenin altına gir," diye onu biraz daha çektim. "Girip onu da alalım mı?"

"Yok, ben arabaya gideceğim." Kollarını göğsünde kavuşturdu.

Tamam, hemen çözemeyeceğimi anlamıştım. "Hep seninle çıkıyor, şimdi yalnız kalmaya pek alışkın değil. Bir dakika içeriye geri dönemez mi..." onu nazikçe ikna ederken, Karina'yı gördüm.

Kapılardan, çantasını önünde tutarak çıkıyordu. Nil ile aynı renkteki beyaz montunu giyiyordu. Genelde ikisinin de hoşuna gittiği için aynı kıyafetleri alıyordum ve onlar da beraber giymek istiyorlardı. Ayaklarına bakarak, yavaşça yürüyordu. Dudaklarım kıvrılırken kendi başına yürümesini izleyip, "Karina?" diye seslendim.

Başını önünden kaldırıp beni gördükten sonra yürüyüşü hemen değişti. Koşmaya başladı ve basamakları inince onu derhal düşmemesi için tuttum. Saniyesinde kollarını etrafıma dolayıp bana sarılırken, "Çok geç indim," dedi, kendisine kızmış gibi. "Beni bekledin."

Duymaya daha ne kadar ihtiyacı vardı bilmiyordum ama ben söylemeye istekliydim. "Tabii ki beklerim Karina'm. Hem Nil'i, hem seni. Dikkatli yürümekte çok haklısınız, çıkarken biraz kalabalık oluyor."

Karina elimi tutup öpünce dudaklarım titredi. Ailemiz dışındaki herkese, hatta zaman zaman ben haricindeki herkese soğuktu ama bir daha bana asla yüzünü çevirmemişti. O günlerden beri hiç...

"Saçlarım bozuluyor," dedi Nil, şemsiye üçümüze yetecek kadar büyüktü aslında. "Hadi gidelim."

Genelde ben birinin elini tutardım, onlar da el ele tutuşurdu. Bu kez el ele tutuşmadıkları için Nil'in elini tuttum, Karina koluma asılarak benimle yürüdü. Bahçe kapısından geçip onları aracın arka koltuğuna sırasıyla oturttum ama ikisi de birbirinden uzaklaşıp cama yaklaştılar.

Kalbimin acıdığını hissettim.

Tabii ki onlar çocuktu ve her zaman çok iyi anlaşamazlardı. Yine de onları böyle görmek beni çok mutsuz ediyordu.

Koltuğa yerleşince, "Bir sorun mu var?" diye sorarak omzumun üstünden baktım onlara. "Ayrı ayrı indiniz, hiç de konuşmuyorsunuz."

Nil Karina'ya doğru baktı ama Karina hâlâ dışarıyı seyrediyordu. Bunun üzerine tırtılım kaşlarını çatıp bana döndü. "Benim açımdan sorun yok." Babasından duyduğu laflar işte. "Eve gidip odama gireceğim, hiç oyun oynamayacağım, bir sürü işim var benim!"

"İşin mi?" Kreşte eğitim görüyorlardı ama ev ödevleri olmuyordu.

"Evet, yeni arkadaşıma mektup yazacağım!"

Karina başını çevirip ona kısaca baktıktan sonra tekrar cama döndü. Sakin ve durgun görünüyordu. Nil'e göz kırparken, "Anladım canım," dedim. "Yeni bir arkadaşın oldu demek, adı ne?"

"Lily," dedi Karina, sessizce.

Nil, onun konuşmaya dahil olmasıyla biraz şaşırıp baktı Karina'ya. "Bizi dinledin demek?"

Karina ona cevap vermeyince ben de daha soru sormadım. Ne olduğunu az çok anlamıştım. Arabayı çalıştırırken gün batımına bakıp telefon ekranımı kontrol ettim, onu tekrar görene kadar hep böyleydim. İkisinin de sevdiği bir şarkıyı açıp onların sessizliğini dolurdum, gözlerimi üstlerinden ayırmadan eve sürdüm. Karina dışarıya çok odaklanmış görünüyordu, Nil ise aralıklarla ona bakıp kitabını okuyordu.

Ev görününce çantalarını aldılar. Yakın civarda ev veyahut bir yaşam alanı olmadığı gibi evimizin büyüklüğü de hemen göze çarpıyordu. Bahçeden girip arabayı durdurdum, ben inerken onlar da arka kapılardan süzüldüler. Koruma arabayı garaja götürmek için yaklaştığında anahtarı teslim ettim.

"Babam bu akşam gelecek değil mi?" dedi Nil, bir başka koruma yaklaşıp onların çantalarını alırken.

"Evet, belki akşama bile kalmaz," dedim ve gülümsediğini görünce yanağından makas aldım. "Biraz dinlenip hazırlan, baban seni çok özlemiştir."

Birisi sağımda, birisi solumda malikanenin merdivenlerini çıkarken, "Bugün konuştuk," dedi Nil. "Bana istediğim oyuncakları daha almamış, biraz kızdım. Ama alacak, söz verdi. İkişer tane al ded..." susup hızlandı.

Her ne istiyorsa iki tane aldırıyordu. Çünkü Karina Deren'den her şeyi istemiyordu, çekiniyordu ve Nil bunu seziyordu.

"Amca!"

Eve girdiği an Nil'in çığlığı bize ulaştı. Kapılardan geçince Utku'nun onu adeta havada yakalayıp uçak gibi süzdürdüğünü gördüm. Nil kahkaha atarken düşecekti. "Ya eteğim açıldı eteğim amca! Ben açınca kapat diyoysun, şimdi sen açtın!"

Utku ona sırıtıp koltuğa kadar götürdü. "Çorabın var akıllım, bozulmadı modan da."

Nil koltukta zıplayıp onun yanağına öpücük koydu. "Payfüm sıkmışsın, nereye gidiyorsun?"

"Gecelere akacağım, gelecek misin?"

"Olmaz olmaz, ben senin gibi boş değilim, biy sürü işim var." Bunu söyleyip amcasından kurtuldu, üst kata çıkarken koştu.

Utku onun arkasındaki gözlerini bize çevirdiğinde eğilmiş, Karina'nın montunu çıkarıyordum. Bugün çok sessiz, kapalıydı. Utku, onunla göz göze gelince, "Gelsene yanıma," dedi.

Karina kollarımdan sıyrılıp ona gidince Utku onu da havada yakaladı, koltuk altlarından tutup kaldırınca Karina kıkırdadı. Koltuğa yatırıp gıdıklamaya başlayıca burukça gülümseyip üst kata çıktım, kürkümü çıkararak Nil'in odasına geçtim. Ev büyüktü, birer kişisel odaları ve bir de misafir odası vardı; istediklerinde Karina ile beraber kalıyorlardı.

"Nil?" diyerek, o üstünü değişirken yatağının yanına oturdum. "Bugün n'oldu canım, anlatır mısın?"

Altlı üstlü eşofman takımı giyerken bana doğru bir baktı. "Dedim ya Karina küstü bana."

"Ama neden? Sen ona bir şey yapmazsın ki."

"Yapmadım zaten," dedi ufak omuzlarını düşürüp. "Bir tane arkadaşım oldu diye küstü hemen, konuşmadı benimle."

Sorunun bu olduğunu anlamıştım. Nil daha büyük ve çok anlayışlı bir çocuk olduğu için bunu onunla konuşabiliyordum. "Arkadaşının olması çok normal ama Karina seni çok kıskanıyor." Nil'de kıskanç bir çocuktu ama daha çok babası için, Karina sevdiği her şeyi kıskanıyordu ve kıskançlığı daha aşılamazdı. Nil daha yumuşak huyluydu.

"Ama ona demiştim, ben en çok Kayina'yı seviyorum. Yine de başka arkadaşlarım da olmasın mı?"

"Sadece arkadaş olduğunuz için mi küstü seninle?"

Gözlerini kaçırdı. "Bugün yanıma oturdu. Karina'da gidip başka yere oturdu. Lily biraz oturup kalkacaktı ama Kayina hemen gitti küsüp."

Karina'nın yalnız kaldığını düşününce hemen kalbim kırıldı. Nil'in arkadaş edinmesi çok normaldi, beni üzen Karina'nın kendini hemen kötü ve dışlanmış hissetmesiydi. "Lily'i onunla tanıştırsaydın, üçünüz beraber otururdunuz."

"Ya ama Kayina tanışmıyor ki." Üstünü tamamen değişip yanıma yürüdü, ev ayakkabılarını yatağının yanından alıp giydi. "Ben seni korurum, tanış diyorum ama hiç yapmıyor. Kimse de artık onunla aykadaş olmuyor, üzülüyorum."

Onu tutup kendime çektim. "Buna mı üzülüyorsun? Karina için zaman alıyor böyle şeyler, sen kendini üzme."

"Ama bana da küsüyor işte!" Yanaklarını şişirip başını omzuma koydu. "Hiç konuşmadı benimle! Silgisi kayboldu, benden istemedi bile. Yanlış çizdiği her şeyi karaladı! Yani benden isteseydi n'olurdu?"

Dün akşam yıkanmışlardı, saçlarında hâlâ bebek şampuanı kokusu vardı. "Biliyorsun, daha önce de konuştuk. Karina terk edilmekten korkuyor ve çevresindeki insanları hep yanında görmek istiyor. Ona bu durumu anlatacağım, daha anlayışlı olur."

Başını kaldırıp uzaklaştı. "Keşke Lily yanıma oturmasaydı ama ben demedim ki, o oturdu. Kalk deseydim üzülürdü, zaten benden bir yaş küçükmüş."

Şefkatine gülümsedim. "Karina ile yaşıt demek. Belki onlarda zamanla arkadaş olur."

"Arkadaş olursa onu da çok sever mi?"

Çenesini sıktım. "Senin kadar değil."

"İyi o zaman. Öyle olur."

Gülümsedim. "Senin de ne istediğin belli değil tırtıl."

"Arkadaş olsunlar istiyoyum ama Karina silgiyi benden alsın, ondan değil."

Sahiplenişini anlatış şekli beni bir daha gülümsetti. Daha fazla sıkmadan odasından ayrıldım, karşı odaya yürüdüm. Karina çıkmıştı. Karmen adını verdiği kedisiyle yatağındaydı ve onun siyah tüylerini okşuyordu. Yaklaştığımda başını bana kaldırıp, "Utku bana çikolata verdi," dedi. "Yiyeyim mi?"

Baş başa olduğumuzda İtalya'ncayı daha çok konuşuyorduk. "Yemekten sonra," dedim ve el bileklerinden tutup onu göğsüme yaslanana kadar kendime çektim. "Bu kadar kırılgan olman beni parçalıyor Karina."

Sakince göğsümde durup kedisini sevmeye devam edince, "Bugün çok neşesizsin," dedim. "Nil ile konuştum, sanırım biraz yanlış anlamışsın."

Başını hızlıca kaldırınca çenesi titredi. "Onun başka arkadaşı var artık."

"Bunu daha önce konuşmuştuk bebeğim." Saçlarındaki lastiklere uzandım, nazikçe çıkarmaya başladım. Saç diplerini ovdum. "Siz kardeşsiniz, Nil'in tanıştığı diğer insanlarsa arkadaş. Sen de onlarla tanışabilirsin, beraber oyun oynayabilirsiniz."

"Lily aynı Nil'e benziyor, saçları da sarı. Benim siyah." Uzamış saçlarına bir kusur arar gibi bakınca bunu düzeltmek istedim.

"N'olmuş yani, öyle diye Nil onu daha mı çok sevecek? O ve sen kardeşsiniz, aranıza kimse giremez."

"Ama onun annesi ve babası başkası."

"Bu fark etmez Karina. Biz aileyiz. Siz resmi olarak kardeşsiniz. Nil, çerçevede fotoğrafını gördüğü andan beri seni çok seviyor, şüpheye düşme tamam mı?" Tamam desin diye gözlerinin içine baktım.

Ve alçak bir sesle, "Tamam," deyince biraz olsun rahatladım.

O an, "Aşkım," diyerek onu öpücüklere boğmaya başladım. Yatağa düşene kadar yüzünü, saçlarını, boynunu öpüp karnına sarıldım. "Senin saçların siyah ve çok güzel. Yumuşak, ipek gibi."

Esneyip üstüme yatınca onu göğsümde uyuttum.

Ufak horlama sesleri beni dakikalarca gülümsetti.

Üstünü örtüp çıktım, doğrudan aşağıya indim. Deren geldiğinde ilk ben göreyim istedim, kendime bir kadeh şarap aldım ve yemeğin hazırlanması izledim. Kızları odalarından alıp masaya oturttum, bu kez Karina'da ona bakmaya başlamıştı ama ilk hangisi konuşacaktı, merak ediyordum.

Birisi sağ birisi sol tarafıma oturuyordu. Kendileri yerken yardımcı oldum, kafalarını dağıtacak başka şey sordum. Nil bugün öğretmeninin sınıfta kapıya çarptığını anlatırken kıkırdamaya başladı, bunu duyunca Karina'da elini ağzına kapatarak gülümsedi.

"Yakışıklı ne zaman gelecek?" diye sordu Karina.

Nil, sanki anlamamışım gibi, "Babamı diyor," diye açıkladı.

"Siz uyumadan gelir."

"İyi olur, kızacağım yoksa." Nil çok yemiş gibi karnını ovuşturunca Karina başı önünde ona güldü. "Ne gülüyorsun?"

Karina heyecanlanıp başını ona kaldırdı. "Babana kızıyorsun ya ona."

"Kızarım tabi." Nil, Karina kendisiyle konuşunca gülümsedi. "Babama şaka hazırladım, biliyor musun?"

Karina gibi ben de meraklandım. "Ne hazırladın?" diye sordum.

Nil hemen mavi gözlerini bana çevirip şüpheyle süzdü. "Babama söyleysin Karmen, sana anlatmayacağım." Gözlerini Karina'ya çevirince biraz kararsız göründü. "Ama istersen sana söylerim."

Konuşmalarına bir daha girmedim. Karina bana göz atıp biraz hevesli şekilde, "Olur da bir şey soracağım," dedi.

Nil bardağındaki son yudumu içti. Elma suyuydu. "Soy."

"Lily'e mektup yazdın mı?"

Nil bu soruyu alacağını biliyormuş gibi, pek şaşırmadı. Karina'ya biraz baktıktan sonra, "Hayır," dedi ve dil çıkarıp kıkırdadı. "Yazmayacaktım ki sen duy diye dedim."

Karina'nın kaşları belirgin şekilde çatıldı. Nil'in ilk mektubu kendisine yazdığını, doğrusu Utku'ya yazdırdığını biliyordu. "Ama kalemini verdin ona."

"Sen de benden silgi istemedin."

Birbirlerine bakıp bir müddet hiç konuşmadıklarında, anlaşma yollarını kendilerinin bulması için sessiz kaldım. Nil sandalyesini itip doğruldu. Onu tanıdığımdan beri geçen senelerde büyümüştü, altı yaşına girmek üzereydi. Elini Karina'ya uzattığında, saçlarını kulağının arkasına koyarak okşadım. Karina'da onun elini tutarak kalktı ve kendisinden uzun olduğu için biraz yükselerek Nil'in yanağından öptü. "Yarın yanına ben oturacağım değil mi abla?"

Nil, Karina'nın ona böyle hitap etmesine bayılıyordu. Bir anda yüzünde çiçekler açtı ve Karina'yı belinden tutup kaldırdı. Bunu yapmasına hep söylenirdim, çünkü kendisi de küçüktü ama o an dokunmak istemedim. "Tabii ki ablacığım!"

Onu taşıyıp merdivene kadar götürdü ama sonra yorulup bırakınca Karina'mda gülümsedi. Dargınlıklarının uzun sürmeyeceğini biliyordum, birbirlerini çok seviyorlardı. Masadan kalkarken arkalarından uzun uzun izledim. Sonra kendime bir kadeh daha alıp camdan dışarıya baktım. Malikanenin harika manzarasını geceleri de görebilmek için etrafı hep aydınlatmıştık. Kadehim bitene kadar o manzarayı seyrettim ve yukarıdan Karina'nın kahkahasını duyunca, kalbime güzel bir sancı girdi. Odaya girdiklerinde kapıları açık bırakmasını istiyordum, seslerine kulak vermek için. Sonra da böyle harika bir ses duyuyordum.

Başka bir sesi dışarıdan duyunca kalp heyecandan dondum.

Araziye araba girmişti.

Deren'in olduğunu sezip önce haraketsiz kaldım, sonra her zamanki gibi onu karşılamak için bahçeye inmeyi düşündüm. Yağmurun çarptığı camlara bakıp kapıya kadar yürüdüm ve açıp derhal kapıdan çıktım. Yağmur yağıyordu ama sorun değildi. Basamakları inerken korumaların sağanak yağışta hareket ettiğini, birinin Deren'in aracına yaklaştığını gördüm. Heyecanla hızlandım ve arabasının önüne kadar koştum.

Şoför koltuğunu terk adım dışarıya adımı atarken, korumalar bagajı açmıştı. Deren başını kaldırıp bana baktığında karanlıkla çok benzer olduğu için koyu gözlerini ayırt edemedim. Daha da yaklaşırken Deren kapıyı kapattı ve tek büyük adımda bana yaklaşıp ayaklarımı yerden kesti, kaldırıp beni göğsüne çekerken etrafında dönürdü. Vücutlarımız birbirine değdiği an hissettiğim sıcaklık beni ağlatacaktı. Hatta ağlattı, gözümden bir damla süzüldü. Kollarımı boynuma dolayıp ellerimi saçları arasından geçirdim. "Seni çok özledim aşkım," dedim, onda boğulmuş bir sesle.

"Karmen," diye seslice inledi ve bir kuş hafifliğindeymişim gibi, kucağında benimle adımlamaya başladı. "Sakın ses yapma, kızlar duymasın. Önce seni görmek istiyorum, birkaç dakika bile olsa."

Boynundan, yanağından, dudağının üstünden öpüp başımı hafifçe arkaya ittim. Zorlanmadan evin merdivenini çıkıp kapılardan girerken göz göze geldik. "Bana birkaç dakika yetmez. Soracaksan bir saat de yetmez."

"Rujunu tattır bana."

Ayaklarım dizlerinin arasında, bacaklarının kenarlarında dolaşırken alt dudağına dilimle dokundum. Deren kollarını daha da sağlamlaştırıp katları çıktı, neyse ki kızlara görünmeden odaya girdik. Kapıyı onun yerine kilitledim ve Deren gülümsediğimde görünen dişlerime baktı, dilini ağzımdan içeriye iterek dişlerime değdirdi. Sırtım yatağa değene kadar yüzlerimiz birbirinden ayrılmadı ve Deren ceketini çıkarıp atarken, ben de boynunu, saçlarını okşadım. "Çok yakışıklısın."

"Sana bir şey olmuş," dedi ve yüzümün sağ tarafından öpmeye başladı. Şakağımdan, saç dibimden, alnımdan, yanaklarımdan. "Ne ağzın ne dilin durmuyor."

Alnını eğil alnıma değdirince koyu gözlerinde yansımamı gördüm. Ellerini bacaklarımda ve yanlarımda gezdirdi. "Sensiz dayanamadığım için ve bunu ne kadar söylersem o kadar gitmezsin diye."

Halime gülümserken sırt üstü yattı ve beni de üstüne çekerken, başını yastığımıza koydu. Deren'le bir yastıkta yatıyorduk. Tabi başlangıçta böyle değildi ama her gece sarılıp dip dibe uyuduğumuz için yastığın birisini kaldırmıştım. Ben kasıklarının üstünde otururken yüzüme, vücuduma özlemle baktı. "Kıyafetlerimi çıkart, seviş benimle."

Eğilip omzundan ısırdım. "Önce kızları görmelisin."

"Onları özledim ama... seni çok özledim."

Gömleğinin ilk birkaç düğmesini çözüp üstünden kalkmaya çalıştım ama çekip tekrar vücuduna düşürdü. Saçlarımı koklayıp öptü. Tekrar denedim ve dağılan kıyafetimi düzelterek dolaba yürüdüm, açıp içinden bir tişört çıkardım. Yanına döndüğümde Deren'de doğrulmuş, yatak ucunda oturuyordu. Dizine yerleşip gömleğini çıkarırken, beni öpüp durmadan kokladı. Tişörtü kafasından geçirip saçlarını düzelttim. "Hadi, kızları gör."

"Beni öp, öyle."

Dudaklarımı üst dudağına bastırıp  gözlerimi yumdum.

"Aşkım benim," diyerek saçlarıma elinin içiyle dokundu. "Ne kadar güzelsin."

Son kez sarılmamızdan sonra beni bir de havada yakalayıp duvara yaslayarak öptü, sonra ayrıldı. Çıkardığı gömleği alıp bir kan lekesi var mı diye baktım. Hiç kan kokmuyordu, hafif parfüm kokusu vardı. Koklayarak banyoya götürdüm ve birkaç dakikada dağılan yatak örtümüze bakarken çığlık seslerini duymaya başladım. Bazen Nil'i özellikle babasıyla yalnız bırakmak istiyordum, baba kız olarak apayrı bir ilişkileri olduğundan şüphe duymamalıydı.

Odadan çıkınca sesleri aşağıda duydum. İnince Deren'in tekli koltukta olduğunu, kızların da paketteki oyuncakları çıkarmaya başladığını gördüm. İkisi de dizinin dibindeydi, Deren eğilip başlarını okşuyordu. Yaklaştığımda, "Baba!" diye kızgınca konuştuğunu duydum Nil'in. Paketten çıkardığı büyük bir oyuncağı ona gösteriyordu. "Bu ne? Oyuncak araba! Ben n'apayım erkek oyuncağını ya!"

Bunu söylerken hem gülüyor, hem isyan ediyordu. Deren eğilmiş, yumuşak halıda oyuncakları yavaşça açan Karina'yi öpüyordu. Yaklaşınca bana göz atıp dudaklarını yaladı. "Oyuncağın erkeği kızı mı olur Nil, sen de sürersin araba."

"Baba ben büyük hastane oyuncağı istedim!" Nil yanaklarını şişirip ona baktı. "Araba sürmeyi bile bilmiyorum ben, kaza yapayım!"

Karina arabaya bakıp ona döndü. "Gerçekten sürmeyeceksin."

"Bak, zeka fışkırıyor kardeşinden." Deren Nil'in saçlarını karıştırırken, koltukta hafifçe yana kaydı ve koltuğun kolçağına oturunca elini dizime koydu. "Hem... belki bir gün oyuncak arabada lazım olur bu eve."

Nil, "Utku mu oynayacak," dedi ve sonra esprisine kahkaha attı. "Bebek Utku, bebek."

Karina'da ona eşlik edip gülümsedi. Salona yayılan sesleri göğsüme kadar çekmek istedim. "Hem de üç tane araba almışsın Deren," dedi Karina.

Deren paket oyuncaklara ve sonra ona dönük yüzüme kaçamak şekilde bakıp kızlara döndü. "Karıştırmışım işte kızlar, siz de oynarsınız."

Elimi sırtının ortasından ensesine kadar kaydırıp sıktım. Ne yaptığını biliyordum. Deren bana bakıp göz kırptı, masumiyetiyle gülümsedi ama işte, bu hesapçıda masumiyet ne arardı.

"Baba, bir de erkek tişörtü almışsın." Nil artık kızmaya başlamıştı.

Deren buna da bir bahane buldu. "O da sizin elbiseleriniz arasına karışmış tırtılım. Ayrıca ne güzel değil mi? Küçük erkek bebeği için."

Nil tişörtü kenara attı. "Hiç güzel değil. Siyah, bir de ejderha falan var üstünde, o ne öyle. Bak, bizimkiler sarı ve pembe."

Karina ona katıldı. "Biz n'apacağız ki erkek tişörtünü?"

"Yani. Babam işte, komiklik olsun diye yapmıştır. Gülelim bari."

Karina ile güldüler.

Deren bu saflarda yalnız kaldığını fark edince kendini koltuğun arkasına bırakıp gözlerini yumdu.

"Hiç yardımcı olmuyorsunuz kızlar."

"Neye yakışıklı?"

Deren gözleri kapalıyken gülümsedi Karina'ya.

Ensesini biraz daha okşadım. Beni saf yerine koymasa iyi olurdu, ancak kızları kandırabilirdi. Evliliğimizin ilk zamanlarından beri bir daha baba olmayı, hatta bu kez de bir erkek çocuğunun olmasını istiyordu. Ben anneliğe Karina ve Nil ile doyabilirdim ama evet, babasının Deren olduğu bir çocuk da isterdim. Fakat Karina'nın ve tabi Nil'in psikolojisini düşünmeden ona istediğimizi vermeyecektim.

🗡️

6 AY SONRA.

DEREN ATEŞ.

Karım çıldırmış olmalıydı. Gerçekten diyorum, çıldırmıştı.

Ailesiyle yediğimiz yemek masasında, tıpkı gözlerini benden çekmediği gibi ayağını da bir türlü üzerimden çekmiyordu. Başlangıçta yalnızca ayak bileğime dokunmuş, beni eğlendirip hafifçe gülümsetmişti. Kısa keseceğini, şakalaşacağını düşünmüştüm ama dakikalar geçtikçe işi ilerletmişti. Sivri topuklu ayakkabısının ucu ayak bileğimden yukarıya çıkıp, pantolonumun üstünden bana dokunuyordu. Öyle ki artık neredeyse, neredeyse...

Evde veya dışarıda, bir yemek masasındaysak hep yanıma otururdu, ben de onun yüzüne, saçına kolaylıkla dokunurdum. Bu akşam karşıma oturarak beni şaşırmıştı ama belli ki, en başından beri planı buydu.

Bu akşam gözlerinde hüzün vardı, fark ettiğim ilk saniyesinde beni korkutmuştu ama görünürdü her şey yolundaydı. Gözlerinin içime öyle dokunmasına rağmen bir çehresi, tavrı oldukça sakindi. Zaten Karina iyi oldukça Karmen kötü olmuyordu ve kızlar da iyiydi. Saçları uzadıkça bir başka güzellik gelmişti, gecenin köründe, siyah olmalarına rağmen parlıyordu tutamlar. Kırmızı, geniş askıları olan, göğüslerini yukarıya iten bir elbise giyinmişti. Yemeği bitirmiş, tatlıya geçmiştik. Ve tüm bu süreci benim için eziyete çevirmişti.

Yemek masasına göz atıp, o an kimsenin bizimle ilgilenmediğini görünce örtünün altından baldırıma değen ayak bileğini tuttum. Hiç bozuntuya vermeden kulağının yanındaki bir tutam saçı parmağıyla kıvırıp dudaklarıma doğru baktı. Bana göz kırpıp elini boynunda kaydırdı.

"Keser miniz şunu?" dedi Yaman, Türkçe.

Lanet olasıca herife dönmeden önce Karmen'in ayağını ittim ve bu akşam yüzüncü kez ayağını uzaklaştırarak yanımdaki Yaman'a döndüm. Masa altını göremese de yüz ifadelerimizden masadan koptuğumuzu anlamış olmalıydı. "Her boka karışmak istiyorsan sana herbokolok diyelim, sen de rahatla ben de."

Adam, akşam yemeğine bile takım elbise ile gelmişti. Ben bile evdeyken çıkarıyordum, onun gece yatarken bile giydiğinden şüphe duyuyordum. Bana yan bir bakış atıp, "Terbiyeni bozma," dedi. "Sen kız babasısın, konuştuklarına dikkat etmelisin."

"Onların babası olduğumu hatırlaman ne güzel." Karmen'in ayağını bir daha üzerimde hissedince nefesim kesildi. Masanın karşısına sert bir bakış attım ama Gece ile konuşuyordu. "Geldiğinden beri aldığın oyuncaklarla kandırdın onları, yüz defa sarıldın, çok istiyorsan yap bir çocuk, sarıl."

Yaman karşısındaki Gece'ye baktı. Akşam üstü, özel uçak ile getirtmiştim onları. Arada bir hafta sonu kaçamağı yapıyorlardı, bazen ayda bir bazen de iki kez. Bana tekrar dönerken, "Gece tutturdu, bu kez de savaş gazeteciliği için doğuya gidecekmiş, hayatta çocuk yapmaz," dedi.

Karmen'e baktım, saçları rüzgârda savruluyordu. Üstelik ona bakam sadece ben de değildim, Karina'da Nil ile oynarken hep ona bakıyordu. "Sen de onunla gidecek misin?"

Düşünmeden, "Evet," dedi. "Nereye gitmek isterse."

Haline sırıttım. "Gece seni bıraksa o kadar mutlu olurum ki."

Beni pek ciddiye almayıp göz devirdiğini görünce tepem attı. "Ağız burun bükme lan bana!" dedim.

Sesim yükselince masadaki gözler üstüme çevrildi. Karmen'in babası masanın başındaydı, abileri ise koltuklara dizilmişti. Yalnız Salvador yoktu, karısıyla birlikte yurt dışına çıkmışlardı. Dante, Noah, Marianne ve Sara uzun masanın etrafındaydı. Utku az ileride, kızlarımla uğraşıyordu. Önce Karmen'in babasıyla göz göze gelip oturuşumu düzelttim ve bana gülümseyen Noah'a gülümseyip dik dik bakan Dante'ye kaş çattım.

"Ne var?" dedim. Herif beni hâlâ sevmiyordu. Salvador ve Noah'la arayı iyi tutuyordum ama bu piç, zalimlikten ve karşısındakiyle eğlenmekten acayip keyif alıyordu.

Koltuğunda arkaya yaslanıp düşmanımmış gibi baktı. "Babam oturuyor, sesini yükseltme."

Karmen babasının dikkatini dağıtınca, ortanca abisine orta parmağımı gösterdim ve kaldırdığı çenesine sırıtarak Yaman'a geri döndüm. "Bu puşt da fena can sıkıyor."

Yaman'da onu rahatsızca süzdü, ikimizin de ortak payda da buluştuğu bazı konular vardı tabi. "Kendini bir bok sanıyor. Hayır, bir kaza kurşununa denk gelip gebermiyor da."

Sorma, dercesine bakarken kadehime uzandım. Karmen'in topuğu ayakkabımın burnuna basılıydı ama işkenceye alışmıştım, zevk almaya bakıyordum. "Bunlar kedi gibi dokuz canlı. Hepimiz ölürüz, bu yaşar."

Saçlarımı arkaya doğru düzeltirken ağzının ucuyla güldü. "Nil çok sevmiyor farkındaysan."

Karina ile oynayan kızıma baktım. Kot bir tulum içinde, oradan oraya koşturuyordu. Boyu hızlı uzuyordu, büyüdüğünü izlemek... çok garipti, bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissediyordum. Tatsız bir histi. "Nil'in gözdesi değil neyse ki."

"Gözdesi benim."

Noah'a baktım, Marianne'ye tatlısından tattırıyordu. "Değilsin. Noah."

Yaman benimle birlikte ona huzursuzca baktı. "Neden acaba? Hayır, ondan daha yakışıklı olduğumu da düşünüyorum."

"Noah'ın bebeksi bir yüzü var, ondan olduğuna kanaat getirdim. Pek sakal falan da kullanmıyor. Uzun uzun düşününce bu sonuna vardım." Zaman almıştı ama sonunda anlamıştım.

Yaman doğrulamak isteyerek, "Uzun uzun bunu mu düşündün?" dedi.

Sinir bozucu gülüşüyle önüme döndüm. Karım bana bakıyordu. Yanaklarının üstü ve gözlerinin içi ışıldıyordu. Her an ağlayacak gibi mi yoksa mutluluğundan mı bahsedecek, anlamıyordum.

Dudaklarını kıpırdattım. Bir şeye ihtiyacın var mı?

Başını iki yana sallarken, "Doğum günün yaklaşıyor," diyerek ona seslendi piç Dante. "Ne istiyorsun?"

Noah kardeşlerine dahil olup, "Her şeye sahip," dedi.

Karmen sırasıyla onlara baktı, sonra babasına. Ailesinin en büyüğü olarak babasına derin bir saygısı, sevgisi vardı. Abilerinin sorusunu önce havada bıraktı ama sonra bana bakarken dudaklarını araladı. Bu güzelliği, Karina'nın bir süre kendisinden alınması karşılığında mı ona verilmişti acaba? Cezası çekilmeden nasıl bu kadar güzel olunabilirdi?

"Bir bebek beşiği güzel olabilir."

Onun güzelliğini seyrederken masayı kaplayan sessizliği geç fark ettim. Gözlerine dalmasam iyiydi, ne dediğini anlayamamıştım. Sırtımı arkaya yaslarken, abilerinin birbirlerine ve sonra ona baktığını gördüm. Kadınlar da aynı şekilde Karmen'e kilitlenmişti. Göğsümdeki hava boşluğunu sezip gömleğimin yakasına uzandım, ilk düğmeyi açarken öksürmeye başladım.

"Ayy, inanmıyorum!" diye çığlık atarak Karmen'e döndü Gece.

Öksürüğüm birken iki oldu, kalp atışlarım o kadar hızlandı ki solunumum değişti. Abileri hayretle gülerken, Yaman sırtıma hafifçe vurup beni sakinleştirmeye çalıştı. Ellerim uyuştuğu için çoktan kucağıma düştüklerini fark etmedim.

"Karmen?" dediğini duydum babasının.

"Evet baba," dedi Karmen, Gece'nin onu sıkan kollarından çıkarken.

"Tebrik ederim," dedi Noah ve bir anda abileri de onun yanında birikti, sırasıyla Karmen'i kucakladılar. Hepsinden önce babasına sarıldı, sonra abilerine. Elimi bir daha göğsüme götürüp dışarıdan ovaladım ve doğru anladığımdan emin olana kadar, gözlerimi kırpıştırarak onları izledim.

Hepsi haberin şokunu atlatıp Karmen'i darlamayı bırakınca, Karmen ayakta başını çevirdi. Gözlerini bana kilitleyince bakışlarım karın hizasına düştü. En başta Utku benim ailemdi, sonra Nil ile utku, sonra kardeşim, kızım ve Nil. Onun bir kızı olduğunu öğrendiğimde Karina'da ailemden birisi oldu. Şimdi ise... daha başka, ikimize ait bir şeyden söz ediyordu. Bazen olmayacağını söyledi, bazen geçiştirdi, bazen kızdı, bazen o da istedi ve sonunda... Nil'i ve Karina'yı çok seviyordum ama onlar bize ait olduğu kadar, anne ve babalarına da aittiler. Şimdi yalnız Karmen ile bana ait bir bebeğin olduğunu düşünmek beni çıldırttı.

Koltuğu iterek kalktım ve o gözlerini kırpmadan bana bakarken, masanın etrafını yürüyüp yanına ulaştım. Dizlerimin ağrısı ve titreyişi vücudumun bu haber karşısında ne kadar çaresizce kendinden geçtiğini anlatıyordu. Onu bileklerinden tutup ellerimi dirseklerine kadar çıkarttım ve sonra kendime çekip göğsüme aldım, ayaklarını yerden kesip etrafımda döndürdüm. "Beni çıldırttın! Neden söylemedin? Ne zamandır, nasıl... Sen ile benim, bizim, sadece ikimizin..."

Havada ıslık sesini duydum, bir iç çekiş yanımızdan koptu. Karmen, bu soruların hiçbir önemi yokmuş gibi kollarını boynuma sarıp kendini bıraktı. Ne kadar hassas olduğunu hissedince ona tek kelime etmedim, kalabalıktan alıp götürmek, odamıza çıkarmak isterken kendime engel oldum. Yüzünün sağ tarafını, kulağına kadar öptüm. "Bize bunu yaşatmanı o kadar istedim ki Karmen."

Ve o kadar istedim onunla yalnız kalmayı, sadece ikimiz olmayı. Ellerimi güçlükle ayırıp hayretle yüzüne baktım, solgun ve huzursuz, yardıma ihtiyacı varmış gibi göründü gözüme. Fakat kısa sürdü, omuzlarını dikleştirip onu dürten arkadaşına döndü, sorularına karşılık verdi. Kızlara bir şey belli etmemek adına, sakinleşmek için derin nefesler aldım ama karnına bakarken...

Ona dilediği anneliği yaşatacaktım.

Bizden birisine, ilk kez onun karnında dokunacaktım.

Duygularım için çökünce garip bir uyuşukluk hissettim. Sohbetin sesi, kızların duymaması için kısıldı ve Karmen bir daha babasıyla konuştu, sonra abileriyle, arkadaşlarıyla, yengeleriyle. Kendimi Karmen hariç herkese yabancı hissettim, koltuğa otururken terleyen ensemi sildim. Boğazım ve burnum dolmuştu, alnım kırışıyordu.

Onun benim olduğuna inanamadım.

Ne zaman bırakmıştı doğum kontrolü? Hiç söylememişti. Sürpriz mi yapmak istemişti? Anlamamıştım, yeni miydi? Gözlerimi karnından çekemedim, masa kaldığı yerden sohbete devam ederken ben Karmen'e hapsoldum. O da bana bakıyordu, diğerleriyle konuşurken bile.

Hissettiğim duygu başımı döndürüyordu.

Adapte olamıyordum, dakikalar öncesine dönemiyordum. Kendimi kaldırıp koltuğumu ittim ve bir şey diyemeden arkamı döndüm, belki de Karmen ruh halimi anladığı için sessiz kaldı.

Yaman halime güldü. "Nereye böyle? Ağlamaya mı?"

"Yaman," diye biraz kızdı Gece, ona.

O piçe vakit ayırmadan evin yolunu tuttum. Bahçe kapısından geçmeden de, "Babacığım," diyerek bacaklarıma dolandı Nil. "Nereye gidiyoysun?"

Ne ara geldiğini görmemiştim ama masadan kalkışım dikkatini çekmişti. "Odaya kadar çıkacağım tırtılım."

Karina bana hiç baba demiyordu. Bunu çok istiyordum ama istediğimi bile söylemiyordum. Carlos'u babası bilirken kafasının karışmasını istemiyordum. Şimdi Nil'den başka çocuğumun daha baba diyeceğini düşünmeye başladım.

"Doydun mu? Sana tatlı getireyim mi?"

Güzel, her gördüğümde daha da büyümüş gelen yüzüne bakarak çenesini yumuşakça sıktım. "Benim tatlım sizsiniz kızım. Biraz sonra geri ineceğim, Karina'nın yanına geri dön sen."

Tatlı tatlı gülümseyip arkasını dönünce koşuşunu izledim. Bebekliğinin ve çocukluğunun büyük kısmını annesi ile geçirmişti. Bazı önemli anları kaçırmıştım ama bu kez öyle olmayacaktı, hepsine şahit olacaktım.

Dahası Karmen'in bebeğimize bakmasını izleyecektim.

Odaya çıkınca Karmen'in cam önündeki koltuğuna ilerledim. Üstünden çıkardığı son giysisini alıp kokladım, yatağımızın ucuna çöküp bir süre duvardaki resmimize baktım. Odada birkaç çerçeve vardı, en büyüğü ise duvardaki tablomuzdu. Ona ya da fotoğrafına her baktığımda çok güzel, diye geçiriyordum içimden. Her defasında da son kez içimden geçirdiğimi söylüyordum ama onu yeniden gördüğümde aklımdan hep bu geçiyordu.

Çok güzel.

Ne kadar güzel.

Ne kadar orada oturup kendimi toparlamaya çalıştığımı bilmedim. Kapı sessizce aralanınca önce kızlar sandım ama Karmen'in parfümünü soludum. Yanıma yürüyüp aralık dizlerim arasına girdi, çenemden kaldırıp yüzümü yüzüne hizaladı. "Sevişmek için mi odaya kaçtın?"

Ne kadın ama... Bugüne özel mi bu kadar özenmişti, gözündeki buğulu makyaj bakışlarını daha tutkulu gösteriyordu. "Ne zaman öğrendin?"

"Biraz sakinleşmişsin," dedi ve elini enseme kaydırarak saçlarımı okşadı. "Sadece birkaç gün oldu. Derhal söyleyecektim ama sonra... ailem de olsun istedim."

"Kazayla mı oldu, ilaçları bırakarak mı planladın?"

"Kendi rızamla bıraktım doğum kontrolü."

"Yani sen de istedin?"

"Evet," derken sesi çok içtendi ama gözleri endişeyle yanıyordu. "Bizim bebeğimiz olsun istedim. Sadece bizim."

Elim karnına kaydı ve bir şey hissetmek için çabaladım. "Ne kadarlık?"

"Çok yeni. İki aycık."

"Cinsiyeti daha olmaz değil mi aşkım?" Heyecandan sesim çatladı.

"Hayır, henüz var." Dizlerini bacaklarıma sürterek iyice yerleşti kucağıma. "İçimden bir ses erkek olacağını söylüyor."

Çenesinden, dudağından öpüp onu göğsüme doğru bastırdım. Elim aramızda kalmıştı, parmaklarım titriyordu. Onu okşarken şimdiden yuvarlak karnını hayal ettim. "Sana çok güzel bakacağım," dedim. "Bebek gibi."

Beni iterek üzerime devrildi. "Ben de bundan korkuyorum."

"Bir şey olacak, böyle yapma," dedim endişeyle.

"Masada, gözlerime nasıl bakıyordun ama, ne kadar sert davranacağını görmüştüm."

"Babanla aynı masada yaptığına bak, yüzüme biraz dikkatle bakan tahrik olduğumu anlardı."

Gülerek karnıma oturdu ve gülümsemesiyle göğsümü sıkıştırdı. "Çok mutlu oldun değil mi?"

Yansıtamadığım, ifade edemediğim, hatta yaşayamadığım kadar mutlu. "Onu çok seveceğim Karmen. Çok."

Kıkırdayarak, "Benden de mi çok?" dedi.

"Mümkün değil. Ama sen kesin benden çok seveceksin onu." Çocuklarını hiçbir şeye değişmezdi.

"Hakkında yanılıyorsun. Hâlâ." Burukça gülümsedi.

Ellerimi uzamış saçlarından geçirerek ensesinden kendime bastırdım, dudaklarından açlıkla öptüm. Vücuduna artık dikkat ederdim ama dudaklarını istediğin gibi öpebilirdim değil mi? Böyle yercesine, bitirip tüketircesine. Dudaklarımın altında aynı sertlikle eridi ve başı göğsüme düşene kadar dayandı, mutluluk gözyaşı yanağıma değince onu daha sıkı sardım.

Bu gözyaşının yalnız mutluluktan olmadığını, gece yarısı yalnız yatakta uyandığımda anladım.

Yemeğe dönüp tamamladıktan, misafirleri uğurladıktan sonra kızları uyutmuş, öyle odaya çıkmıştım. Karmen'e sarılarak saatleri geçmiştim. Fakat şimdi yatakta tektim, boğuk sesi banyodan geliyordu. Gözümü ovalayıp endişe ile kalktım ve banyo kapısını açınca karanlığı gördüm. Lavabo üstündeki aydınlatmayı açıp geniş küvete ilerlediğimde Karmen'i gördüm. Yatarken giydiği gecelikle oturmuş, kendine sarılmış, ağlıyordu.

"Aşkım, bir şey mi oldu?" diyerek küvetin yanında diz çöktüm ve nazikçe yüzüne uzandım, korkuyla tuttum. "Neden ağlıyorsun Karmen?"

Ellerini güçlükle yüzünden indirince yanaklarının kızarıklığı dikkatimi çekti. Ne zamandır buradaydı, bir de taşa oturmuştu. "Bir kötü rüya gördüm, iyiyim."

"Ne gördün? Niye ağladın bu kadar?"

Benimle inatlaşıp küvette kalmaya devam edebileceğini sanıyorsa çok yanılıyordu. Eğilip belinden ve bacaklarının altından tutup kaldırdığımda karşı koyamadığı için sinirli ses çıkardı. Odaya geçtiğim gibi onu koltuğa bıraktım ve önünde, tek dizimin önünde durarak kollarını ovuşturdum. "Sorun mu var? Canın mı yanıyor, rahatsızlandın mı?"

"Kötü düşüncelere kapılıp gittim, kalbim hızlandı, panikledim..." titreyen dudaklarındaki bir damla koluma düşünce içim parçalandı. "Suya girecektim ama üşürüm, hasta olurum diye ayrı endişe ettim."

"Hangi kötü düşünceler? Neden bırakmıyorlar yakanı? Ben tutuyorum seni."

"Bu kez çok dikkatli bir anne olmalıyım, çok daha korumacı olmalıyım, onu asla yalnız bırakmamalıyım." Eliyle alnını ovalayıp ofladı. "Hem kızlara, hem ona yetebilecek miyim? Onun çok ilgiye ihtiyacı olacak ama kızların da."

"Kızlar artık kocaman oldu," dedim, düşüncelerinin akışını durdurarak. "Yemeklerini, tuvaletlerini, yatıp kalkmalarını kendileri biliyor. Özel bir ilgiye ihtiyaçları yok, vaktimiz hepsine yetecektir. Neden hepsiyle sen başa cıkacakmışsın gibi konuşuyorsun, ben varım."

"Sen baba olmayı zaten başarmıştın. Ben anne olmayı başaramamıştım. Bu kez öğrenmem lazım. Çok çok dikkatli olmalıyım."

"Asla kendini affetmeyeceksin değil mi? Karina dünyanın en mutlu kızı da olsa kendini affetmeyeceksin?"

"Sen beni affettin mi ki?"

Gözlerimiz ve dudaklarımız sessizleşti.

"Affediyorum," diye fısıldadım.

Gözlerindeki yaş çoğaldı. "Daha ne kadar sürecek?"

Alt kirpiklerinden o yaşları temizledim. "Tamam, peki. Sen kendini affedersen ben de seni affederim."

Başını iki yana sallandı. "O zaman imkansız."

Onun kederi içimdeki aşkını acıttı. "İmkansız olan yalnızca ölümsüzlüğümüz ve ayrılığımız. Geriye kalan her şey mümkün."

Bu sürecin zor olacağını biliyordum, anneliğini hiç takdir etmiyor, hep bir suç buluyordu. Bence ben bile onu tüm kalbimle affetsem de o kendini affedemeyecekti.

Huzursuzluğunu ertelemek, bu gece rahat bir uyku çekmesini sağlamak için, "Sana hâlâ yalvarmadığım için böyle huysuzluk ediyorsun," dedim ona.

Tahmin ettiğim gibi bu dikkatini çekti. Çenesini kaldırıp ıslak gözlerini silerken, "Başka şeyler için yalvardığın oldu," dedi.

Karıştırmasın şimdi onları. Aramızdaydı.

"Bir şey için daha yalvarabilirim," dedim.

Gözlerinin parıltısına sebep olan şey gözyaşları değil de eğlence olunca beni sıkan his terk edip gitti. Rahatlayınca kollarım bile gevşedi. "Dördüncü çocuk için mi yalvaracaksın?"

"Hayır, eğer çocuğumuz erkek olursa ona ismini ben vermek istiyorum."

Böyle bir şey dememi beklemiyordu. "Babanın ismini falan mı? Olabilir."

"Hayır," dedim ve eğilip alt dudağından öptüm. Yüzümü avuç içlerimde tutup benim olan gözlerini seyrettim. "Ona Karen ismini vermek istiyorum. Sen ve Karina'yla ortak bir isim."

"Daha çok benim ismim gibi." Yanağını sildi. "Tek bir harf çıkmış hali, çok mu düşündün?"

"Sen ne jestten anlarsın, ne güzellikten. Bırak beni..."

Uzaklaşma hamlemin ilk saniyesinde vücuduma yapıştı, sanki temelli gidiyormuşum gibi sıkıca tutup yüzünü boynuma doğru sakladı. Başının üstüne gülümsedim ve göğsümün üzerinde dudak hareketini hissettim. "Ben güzellikten anlamam ama sen anlıyorsun ki yanımdasın," dedi.

"İltifat almayı ne kadar çok seviyorsun," diyerek başını okşadım.

Dudakları bir daha göğsümde kıvrıldı ve elleri omuzlarımda kaldı. Sırtını okşayıp uykuya dalana kadar onu tuttum ve tekrar uyanıp o karanlık düşüncelere dalmaması için koltuğun önünde, sabah ışıklarına kadar sabit kaldım.

Dünyada birçok güzel şey vardı ama onun göğsümde deliksiz uyuması kadar güzel bir şey; sanki bu dünyadan bile değildi.

SON.

🥹🥹🥹🥹🥹🥹 sadece ağlama emojileriyle donatasım geldi. 🥹🥹🥹🥹 o kadar duygulandım ve o kadar seviyorum. 🥹🥹🥹