31: İLAÇ.
Merhaba canımın içleriii.
Bu bölüme bir sürü bir sürü yorumunuzu bekliyorum, lütfen okurken mutlaka bırakın. 🤍

31. İLAÇ.
"Ne saçmalıyorsun sen?"
Yalın yüzüne yansıyan panikten hemen sonra soluğu yanımda alıp koluma asıldığında, canımı ne kadar yaktığının farkında olmadığını biliyordum. O, bedenimin çarpık sinirsel sorunlarından ve her çekiştirmenin, darbenin bana n'aptığından habersizdi. Niyeti de beni sarsıp sanki de kendime getirmekti ama parmaklarının oluşturduğu kırmızılık bir baksa gözüne çarpacaktı.
Kendimi kapı girişine kadar geri çekip, "Bırak," dedim, çünkü bırakmadığında sesimi yükseltmek zorunda kalacaktım. "Kolumu sıkıyorsun Yalın."
"Nereden çıkardın bunu?" dedi, yüzüme alçalarak. Sigarayı bana doğru gelirken elinden düşürmüş olsa da nefesinde kokusu vardı. "Elçin'le ben... sevgili falan değiliz, ne diyorsun Lale?"
Sabahın erken saatinden beri o mesajları düşünüyor, başka bir anlam arıyordum ama okuduklarım hiç arkadaşça değildi ve Yalın'ın bunu en yakın arkadaşına yapıyor olmasının nasıl sonuçlanacağını merak ediyordum. Affan duygusal tepkilerle tanıdığım bir adam değildi ama en yakın arkadaşlar hiçbir zaman eski sevgililerle bir araya gelemezdi, Affan'da bu düşüncede olmalıydı.
Yalın'ı sevdiğine emindim. Bunun bir ihanet olduğunu mu düşünürdü?
"Mesajları gördüm," dediğim anda, "Sen benim telefonuma mı bakıyorsun?" diye hırçın bir karşılık gördüm. "Telefonum hep bende, ne görüp yanlış anladın sen?"
Kolumu bir daha çektim ama eli de benimle hareket etti. Beni tutma, kendime getirme amacıyla yakaladığını biliyordum ama baskısı gerçekten yüzümün kırışmasını sağlıyordu. "Sabah telefonun çalıyordu, uyuduğun için sessize alacaktım ve arayanın Elçin olduğunu gördüm, gelen de bir sürü mesajı. Affan'ın bilmesine gerek olmadığını, senin onu istediğini yazmıştı."
Beyazlamaya başlarken gözbebekleri iki katı genişledi ve ağzının kenarında seğirmeler başladı. "Çok yanlış anlamışsın," derken ses tonu kısıldı, başını göğsüne kadar indirip seslice nefesler verdi. "O başka bir Elçin tamam mı?"
"Başka bir Elçin mi? Onun da Affan'la geçmişi var demek? Affan... Senin en yakın arkadaşın değil mi? Neden Elçin'le konuşuyorsun, onu..." ben de fısıldamak istedim, oysa gerçekliği azalmayacaktı. "Onu seviyor musun?"
Başını daha hızlı kaldırdı. Onu çok beklenmedik bir gerçekle yakalamışım gibi gözlerini, kirpiklerini bile hareket ettirmeden gözlerimin içine baktı. Mesajları gördüğüm dakikadan beri onların bir arada olduğu anları düşünüp durmuştum ve fark etmiştim ki... "Onun yanında hep gergindin, ne söylese aksini iddia ediyordun, hep sürtüşüyordun, hatta o sana Affan'la ilişkilerini kıskandığını ima etmişti. Onun bu evdeki ilk gününü hatırlıyorum da, ne kadar ilgiliydin, şehre tek döneceği için endişeliydin. Doğa'nın doğum günü yemeğinde Affan onu yalnız bırakırken çıkıp sigaranı onunla içiyordun..."
"Lal!" Adımı bu kızgın ses tonunda duymaya alışkındım. "Sus! Lütfen!"
Ama kızgınlığın içindeki o çaresizlik beni yakaladığında dudaklarım birbirine yaslandı ve saniyeler boyunca istediği gibi yapıp sessizleştim. Kolumun acısıyla gözümü yumup daha sert çektim ve sonunda beni bıraktığında, "Ne zamandır devam ediyor?" diye sordum. "Affan'la ilişkisi varken mi başladı? Yoksa daha da mı önceydi Yalın? Onu kandırdınız mı? Etrafındaki herkes ona bunu yapıyor ama sen..."
Hemen, "Hayır hayır!" dedi ve elinin içiyle ağzının kenarını, nemlenmiş alnını silip telaş içinde sıraladı. "Öyle bir şey asla yapmam, yapmadım. Bak... yakın zamanda başladı, ilk Elçin bana mesaj attı. Normal bir mesajdı, Affan'la ilgiliydi, sıradandı ama birden mesajlaşmalar ikimiz hakkında olmaya başladı. O kadar kendiliğinden gelişti ki, farkına varamadım ama sonra... dönmedim ona, mesajlarını cevapsız bırakmaya başladım..."
"Kendiliğinden oldu, çünkü ondan gerçekten etkileniyorsun." Bazı hislerin ortaya geldiği bariz bir an yoktur, hepsi oradaymış ve seni bekliyormuş gibi kendiliğinden olurdu. "Öyle mi Yalın? Doğru mu anladım? Ne zamandır? Hayatınıza girdiği günden beri mi?"
Bu da bir ihanet midir? Affan'la beraberken bile onu sevdiyse... ihanet midir?
Kalp atışları yanlış anlaşılmanın işareti miydi yoksa Elçin'den söz ettiğimiz için verdiği bir tepkisi miydi bilmiyordum ama gözlerindeki umutsuzlukla kucaklaşan sessizlik bana cevabımı aldığımı hissettirdi.
Odaya girdiğim ilk anki kadar kızgın hissetmeden, "Yalın," dedim sessizce. "Elçin... senden hoşlandığı için sana yazmadı, o Affan'a... ulaşabilmek, hayatına girebilmek için seninle konuşuyor."
Bunu Elçin'i sevmediğim için bile değil, Yalın'ı sevdiğim için söylüyordum ve onun gözlerini kapayışına, hiç itiraz etmeyişine bakarak anlıyordum ki biliyordu.
"Biliyorum," deyip gözlerini kaçırdı. "Birdenbire bana ilgi duyacak değil, farkındayım."
Ne zamandır farkındaydı? İlk andan beri mi yoksa mesajlara dönmeyi bıraktığından beri mi? Utanmıştı, huzursuz görünüyordu ve gözlerimin içine bakamıyordu. Kızarttığı koluma bakarak ona yaklaştım ve kolundan tutarak, "Peki duyguları samimi olsa n'olurdu?" dedim. "Elçin'le olur muydun?"
"Affan onu hiç sevmiyor," dedi pat diye.
Ah.
Bununla mutlu olmayan tek kişi Elçin olabilirdi. Ben Elçin'in Affan ile aynı cümlede geçmesiyle bile karnımdan deşilmiş gibi hissediyordum, Yalın'da belki en başından beri böyle hissediyordu. "Affan'ın onu hatırlamayıp mutsuz etmesiyle sinirleniyordun ama içten içte... bir umut beslediğin açık."
Gözlerini sıkıca yumup nefeslendi. "Bak," dediğinde bunun hakkında konuştuğu ilk insanmışım hissine kapıldım. "Elçin'le aramda hiçbir şey olmayacak. Onu unutmaya çalışıyorum, Affan'a sakın söyleme, bana olan güvenini yitirir, bir hiç için... değmez."
Beni kandırmıyordu herhalde, içtenlikte söylüyordu. Bu dediklerinin üstüne Elçin'le yeniden konuşmazdı. "O kızlar Elçin'i unutmak için mi yani?" dedim, zihnim hoş olmayan bağlantıyı kurmuştu. "Başkalarıyla yatmak mı? Bu işe yarıyor mu? Çok garip."
Çok rahatsız sesle, "Yaramasını istiyorum!" dedi. "Bu benim sorunum tamam mı? Bak her gün bu evdeyim, Elçin'le görüşsem bile yapamam. Ama görüşmeyeceğim de!"
"Bu yüzden İstanbul'a dönmüyorsun..." Elçin Yalın'ın aklını böyle karıştırarak Affan'a neden sahip olacağını düşünüyordu?
"Affan'a söylemeyeceksin değil mi?" En büyük korkusunu üçüncü kez yineledi.
O halde... bana n'olacaktı? Sevgili değillerse ve bu kadar üzgünse, onu nasıl tehdit edecektim? Omuzlarım düştü ve ıslak gözlerim kolumdaki kırmızılığı izlerken, "Ben n'apacağım o zaman!" diye fısıldadım. "Bana yardım et Yalın, lütfen."
Yalın, ilk ne söyleyerek onu paniklettiğimi yeni idrak etti ve çaresizliğimi okuyarak, "Kiralık katil mi?" dedi. "Rauf'u öldürmek nereden çıktı? Ben kiralık katili nereden bulayım?"
"Peşimi bırakmıyor, çok tehlikeli, korkuyorum ondan!" Parmaklarımı sinirle alnıma vurup bastırdım. "Bir adamdan yardım alıyor, Affan'ın ya da benim ölmemi istiyor; kalbimi vermediğim için öfke duyuyor. Affan'a söyleyemiyorum, sen yardım et, bir kiralık katil bulursak..."
"Affan'a neyi söyleyemiyorsun?" Şaşırarak konuşuyordu. "Tamam, Rauf tehlikelidir ama Affan burada, güvendesin, her şey de yolunda. Zaten artık Güven amcadan da yüz bulamaz, çeker gider."
"Doğa'ya takıntılı o manyak." Ve ne kadar uzakta olursa olsun, beni Affan'la tehdit ettiği için ensemde geziyormuş gibi hissediyordum. "Ölmedikçe bizi huzursuz edecek, rahat bırakmayacak."
"İyi de... benim Güven amca gibi karanlık bağlantılarım yok ki. Kiralık katili nereden bulayım? Hem de... hapse gireriz kızım, iyi misin sen?"
"Ya kiralık katili öldürmesi için başka kiralık katil tutarsın, suçlu ortadan kaybolunca sorun olmaz..."
"Lale..." avuç içini alnıma koyduğunda ilk n'aptığını anlamadım. "Ateşin de yok ama hasta gibi, çıldırmış gibisin. Filmlerdeki gibi olmaz bu işler, Rauf'un nerede olduğunu bile bilmiyor..."
"Ben ona ulaşır, çağırırım," dedim hemen. Neden korkumu hafife alıyordu, Rauf'tan bu kadar korkan yalnızca ben miydim? "Kiralık katili bul yoksa... Affan'a hepsini söylerim, arkadaşlığınızı bitirir."
Empatiyle bakan kısık gözleri yavaşça açıldı ve çenesi odun gibi kaskatı oldu. "Evli olmadığını söyledin ama senin bir ailen varken, Affan'a aşık oldun. Kocan mı sevgilin mi her neyse... aldattın sen de! Ne yüzle beni suçluyorsun!"
"Demek şimdi öyle oldu, bunlar hakkımdaki gerçek düşüncelerin mi? Tamam, bizim de arkadaşlığımız yalanmış. Ama haberin olsun, bu aile benim değil, ablamın ailesi ve ben kalbimi vermeye bile, yeğenim için razı oldum. Hiç anne olamayacağım, o yüzden Ayaz'ın da oğlumdan farkı yok. Oldu mu? Şimdi suçsuz muyum? Affan'ın hayatta kalması için ilk suçumu gözüm kapalı işlemekten bahsediyorum, beni biraz ciddiye almıyorsun!"
"Yeğenin mi?"
"Herkes de şaşırıyor, ne var yani, siz değil miydiniz annesi gibi değil, çok genç gösteriyor diyen..." öfkemin ardını birkaç saniye sonra düşünüp elimi dudaklarıma koydum ve telaşla kekeledim. "Ayaz'ın haberi yok, sakın söyleme, sakın!"
Bir hayli şaşkınlık içinde, "Ayaz'ın teyzesi misin?" diye fısıldadı.
Suçlanmaya dayanamadığım için sözcükler düşünülmeden dudaklarımdan dökülmüştü ama Ayaz gerçeği bilmemeliydi. "Bunu bir daha sakın dillendirme, unut gitsin. Öfkeme yenik düştüm, hiç bahsini bile etmemeliydim, hiç..."
"Lal," dedi meraklı halde. "Ne yaşadın sen? N'oldu sana?"
Affan'a anlatmak sebeplerimin hiçbirisi Yalın için geçerli değildi. "İlk fırsatta beni suçladın, iki gün iyiysek üçüncü gün bir şey oluyor ve kalbimi kırıyorsun."
"Lale... Gördüklerim bunlar, ardındaki gerçekleri anlatmasan nasıl bilebilirim?"
"Kiralık katili tutarsan anlatırım."
Hevesle baktım ama kafası daha da karışık görününce inleyerek arkamı döndüm, o da koluma asılarak beni durdurdu. "Tamam anlat, bir şeyler düşüneceğim."
Şüpheyle süzüp kolumu kendime çektim, tenimi ovarak ağrıyı hafifletmeye çalışırken biraz da heyecanlandım. Eğer Rauf'tan kurtulursam korkularım geçecekti, üzerimden binlerce ağırlığı kaldırmış olacaktım. Hemen her şeyi ona anlatmak isterken bir kapı gıcırtısı duyduk ve beraber koridora döndük.
Affan doğrudan bize bakıp gözlerini aramızdaki yakınlıkta dolaştırdı.
"Yalın'ın odasında n'apıyorsun Lale?"
Boynumu gerip gülümsemeye çalıştım. "Odasında değilim ki. Bak, eşiğin diğer tarafındayım."
Göğsünü kaşıyarak yanımıza doğru yürüdüğünde, "Gece sizi rahatsız etmemem için beni fırçalamaya gelmiş," dedi Yalın. Dirsek attı bana. "Şakalaşıyorduk."
Ben de kendisine yürüdüm ve koridorda karşı karşıya geldiğimizde Affan'ın gözleri sol kolumun üstündeydi. Kızarıklığı fark etmesine şaşırmadım ve gözleri Yalın'a çevrilip, "Lal'in bedeni çok hassas," dedi. El bileğimi yakalayıp parmaklarının tersini tenimde yüzdürdü. "Şakalaşırken çok dikkatli ol."
Yalın'ın endişesi başka olduğu için kolumdaki kızarıklığa bakarken, Affan'ın buna neden takıldığı konusunda kafası karıştı. "Bir şey yapmadım Affan, abartma."
"Bir şey yapmamış halin mi? Kıpkırmızı olmuş."
Affan'ın bu izin yeni olduğunu anlaması zor değildi, kısa süre önce beraberdik ve kollarım gözleri önündeyken böyle bir kızarıklık yoktu. Yalın bu konudaki ciddiyetini anlamayıp, "Farkında değildim," dedi. "Birbirimizi ittirdik, o sırada olmuştur. Tabi dikkat ederim, madem o kadar hassas."
Çenesinin altına kadar yaklaşıp, "Acımıyor," dedim Affan'a.
"Lal'le ilgili her şeyi bilemezsin ama ben biliyorum, o yüzden sözlerime kulak assan iyi olur."
Yalın hâlâ kendisine söylenenleri abartılı bulmuş olsa da Affan'ın özeni hoşuna gitmiş gibi gülerek başını salladı. "Tamam anladım, yeni kuralımız bu; Lale'ye dokunmamak."
Affan ikna olabilmek için arkadaşına dikkatle bakıp gözlerini benimle birleştirdi. "Benim Lale'm çok hassastır," dedi, kendi kendine.
Bunu yalnız hapsolduğum bedenim için değil, ruhum adına da söylediğini sesinin derinliğinden anlamıştım. Yalın'ın gülüşünü arkamda duyarken yüzümü Affan'a yaklaştırıp boynuna doğru sokuldum ve tenine karşı döktüğüm her nefeste bir parçamı daha ona verdiğimi hissettim.
"Odanıza gidin," dedi Yalın, samimiyetimizi gördüğünde.
"Sen odana daha yakınsın," dedi Affan, nazikçe onun odasına gitmesini söyleyerek.
Yalın'a bir daha bakamadım ve konuşmalarımız havada kalırken, odasına girip kapıyı kapattı. Yalnız kaldığımızda kalbim göğsünün altına doğru çarpıyordu ve ağlamadan hıçkırıyormuş gibi benzersiz şekilde hüzünlendim.
"Bir sorun mu oldu?" dedi Affan.
"Hayır canım."
Başımın üstüne doğru, "Sesleriniz yükseldi, ona çıktım," dedi.
"Kavga etsek kimin tarafını tutarsın?"
"Haklı kimse."
Burnumun ucunu boynuna sürterek çekildim, onu romantizme etmemeyi öğrenmem gerekiyordu çünkü daha realist bir adamdı. "Beni savunmaz mısın gerçekten?"
"Seni haklı çıkardıktan sonra savunurum."
Onu bugün defalarca görmüştüm, aynı evin içinde olup görmemek zaten mümkün değildi. Affan odasından çıktığı sürece sık sık bir araya geliyorduk. Fakat bugün ilk kez görüyor olsam da bu şekilde, gözlerimi hiç ayıramadan bakmayı isterdim. Açgözlülük mü, doyumsuzluk mu bilmiyorum bile.
"Beni her gün görüyorsun ya, sıkılıyor musun?" diyerek ihtimalinden korktuğum soruyu sordum.
"Nereden çıktı bu?"
"Söyle söyle, kaçamak cevap verme." Hemen de geçiştirmeye çalışıyordu.
"Ben seni rüyalarımda görüyorum. Bakıldığında yirmi dört saatim seninle geçiyor. Henüz sıkılmadım."
Yoksa bu yüzden mi o gün alındı, o görürken benim onu rüyalarımda görmemem mi dokundu kendisine? Kötü dokunmuş olmalıydı ki, o gün hiç ummadığım şekilde üzüldü. "Rüyalarında mı görüyorsun? Nasıl, hiç anlatmadın."
"Güzel değil çünkü. Senin bana hiç yaklaşmadığın, benim sana hiç dokunamadığım çok anlamsız rüyalar."
Bu yüzden mi iyi uyuyamıyordu? Uykusunda onu rahat bırakamayan bir şeylere daha önce de tanık olmuştum ama hiç kendimi sorumlu tutmamıştım. Beni sık gördüğü için mi rüyalarına sızıyordum? Ben hiç ister miydim uykularını böleyim? Nedense rüyalarına girerek ruh haline iyi gelmediğini hissettim.
"Ne güzel sen beni gör, ben de öyle karabasanlar göreyim, ne kadar şanssızım..."
Aslında tabi alışmıştım ama artık uykularımda nefessiz, kaskatı kesilip yorulmak istemiyordum. Onu rüyalarımda görmenin yolunu bulsaydım keşke, o gecelerdeki kalbimin katılığını çözüp beni yumuşatırdı. Tıpkı öperken yaptığı gibi.
"Benimle uyurken gördün mü?" diye sordu.
Üstümdeki şortun ceplerini karıştırdım yersizce. "Görmedim ama zaten iki kez uyuduk, seninle alakası yok."
"Ben seni sakinleştiririm."
Omuzlarımı silkip arkamı döndüğümde, zaman geciktirmeden bileğimi avucuna hapsettim. "Nereye?"
"Dişlerimi fırçalamaya gideceğim."
Affan'la ilgili anladığım şuydu ki karşısında dursam ama ona bakmasam dayanamıyordu, parmaklarının sürekli çeneme yapışması da bu yüzdendi ya. Gözlerimizi buluşturmak için yaptığı hareketten sonra, "Onları buraya getirip banyoma koysana," dedi.
"Nasıl yani? Hep kalmaları için mi?"
"Diş fırçamın yanına koyabilirsin."
Özel alanını tamamen açmaktan söz ediyordu ama ben odasını bile zaman zaman benimle paylaşacağını düşünmüştüm. "Ama ben aşağıya yaşıyorum, eşyalarım da hep orada."
"O halde yedek diş fırçalarımdan vereyim sana. Gel. Elimi tutarak gel."
Odasından içeriye süzüldüğümde parfümünü koklayarak banyoya geçtim. Lavabo önünde durunca aynadan kendime baktım, keşke yalnız aynadan değil, Affan'ın gözünden de kendime bakabilseydim. Ne çok, hem de ne çok isterdim. "Kendimde düzeltmem gereken bir şey var mı sence?" diye sordum.
"O ne demek?" dedi, hiç açılmamış bir diş fırçasını bana uzatırken.
"Yüzümde. Yüzüm çirkin mi? Burnum büyük mü? Dudaklarım küçük mü? Saçlarım mesela, keseyim mi?"
"Estetik mi yaptıracaksın?"
"Doğru, yaptıramam, param yok. Ya saçım?"
"Dalgalı."
"Onu demiyorum ki. Kestireyim mi?"
"Hayır Lal."
Fırçayı ambalajdan çıkarırken aynadaki yansımama çarpmıştı gülümsemem. Macunu sıkıp çıkması için ona baktım kapı çerçevesine yaslanıp elini beline koydu. İzlemeye niyetlendiğini görüp dişlerimi fırçalamaya başladım ve suyla çalkalarken dönüp dönüp ona baktım. Bunu neden izliyordu, akıl sır erdiremiyordum.
İşim bittiğinde, "Niye başımda dikiliyorsun?" diye sordum.
"Görüyorum," dedi.
"Neyi?"
"Her halini."
N'apacaktı ki? Görmüştü işte, ne olacaktı? Aynaya dönerek saçlarımı düzelttim ve lavabo önünden ayrılıp banyoyu Affan'a bıraktım. O dişlerini fırçalarken biraz odasını, banyosunu inceledim. Ağzından taşan köpüklere güldüğümü görünce aniden uzanıp karnımı gıdıkladı, ben de hemen geri kaçtım.
"Beni gıdıklarsan yanında yatmam," dedim, çünkü bir kere aklına kazınmıştı bununla ne kadar eğlendiği.
Ağız bakımıyla işi bittiğinde ellerini havluya silip öyle yaklaştı yanıma. Omzunu, yaslandığım kapı çerçevesine yaslayıp alnını alnıma eğdi. "Sen gıdıklama bahanesiyle benim karnıma, kaslarıma dokunurken iyiydi değil mi?"
Tamam ama nasıl fark etmişti? Onu gıdıklamak isterken bile belirgin kaslarını merak etmiştim, anlaşıldığımı hiç düşünmemiştim. Aramızdaki vücuduna bakarak, "Niye öyle bir şey yapayım ki?" dedim. "Unuttuysan; ben hissetmiyorum bile."
Elimi tutup göğsüne koydu ve karnına kadar indirerek kendine dokundurdu. "Ben hissediyorum."
Senin ellerin, benim hislerim.
Sesindeki dalgalanma içimi ısıttı.
"Bunu hissettin mi?" diyerek karnını sıktım.
Hiç beklemediği için karnını geriye çekip, "Hissettim," dedi alçak bir sesle.
"Acıdı mı?"
Biraz eğlendiğimi görüp, "Canımın acısıyla mutlu oldun demek?" dedi.
"Alınma, erkek tripi hiç sevmem..."
Arkamı biraz hızlı döndüm ki kolayca peşimden gelmesin. Kendimi oda dışına atıp Ayaz'ı görmek için alt kata indim. Onu ne salonda ne odada göremedim ve mutfakta da bulamadıktan sonra endişelenmeye başladım. Farkında olmadığım bir anda yukarıya mı çıkmıştı? Üst kata geçecekken koltuğun alt kısmından uzanan eli görüp duraksadım, merak ve şaşkınlıkla yaklaşıp eğildiğimde koltuğun altına doğru, yüz üstü yattığını gördüm.
Dizlerim yerde acırken, "Ayaz?" dedim. "N'apıyorsun orada oğlum?"
"Zeus'dan saklanıyorum, peşimde dolaşıyor."
Bu sefer ondan kurtulmak için hayvanı değil de kendini saklaması beni hem düşündürdü hem de güldürdü. Affan'ın kızgın tavrı işe yaramış görünüyordu. Gülmeye başlarken, "Odaya geçip kapıyı kapatsaydın ya," dedim.
Sanki bunu düşünmediğini düşünmemden hoşnutsuz kaldı. "Patilerini kapıya vuruyor."
Zeus'un, kendisiyle hiç oynamadığı için Ayaz'a takması biraz komikti. "Peki tüm gece burada mı uyuyacaksın?"
"Git buradan anne, anlayacak yerimi."
"Ayaz, burada kalamazsın," dedim. "Uyuşur, rahatsız olursun. Üstelik tozludur yerler."
"O zaman köpeğini kilitlerim, Affan'da bana vurur."
Yaptığı haksızlığı hatırlatmak isteyip, "Affan sana vurmadı," dedim.
"Zeus'u al o zaman, gitsin, köpeklerle oynasın, ben köpek değilim."
"Tamam, onu Affan'ın odasına götüreceğim." Oğluma elimi uzattım. "Kafanı çarpmadan çık lütfen."
Sözüme inanmak konusunda hiç tereddüt yaşamazdı, ikna edilmesinin kolaylığına çok alışmıştım. Onu çıkardığımda odamıza götürdüm, kıyafetlerini çıkarıp sepete attıktan sonra temiz pijamalarını giydirdim. Yatağa gömülünce telefonuyla uğraşıyordu, yanında biraz kalıp uykuya daldıktan sonra sessizce ayrıldım yanından.
Zeus'u merdivende alıp Affan'ın odasına girdiğimde gece aydınlatmasını açtığını gördüm. Dolabının önünde, kıyafetlerini karıştırıyordu; belki de bir şey arıyordu. Çekingen şekilde yatağa tırmanırken Zeus kucağımdan atlayıp Affan'a yaklaştı ve onun bacaklarının etrafında dolaştı. "Çık odadan," dedi hayvana. "Lal, bunu niye odaya getiriyorsun?"
"Çok kötüsün, senin köpeğin değil mi? Neden gelmesin?"
"Her yere tüy döküyor," diyerek eğilip Zeus'u aldı ve onu koridora götürdü ama hayvan peşine takılıp onunla odaya geri dönünce Affan ona uzun uzun baktı. "Bir de yatağa mı çıkacaksın, aklından geçirme."
"Benim de saçlarım dökülüyor," dedim.
"Ama senin tek bir şeyini bile sorun etmem."
Ben ona bakıyorken, Zeus kısık kısık havladı.
"Ama seviyorsun köpeğini?" dedim.
Başını salladı. "Yalın'ı da seviyorum, onunla da mı yatayım?"
Seslice güldüğümde Affan'ın bakmak istediği kişi ben oldum; gülüşüm bitene kadar baktı. "Seni nasıl ağlattılar?"
Affan sessiz olabilir, az konuşup duygularını abartısızca da yaşayabilir ama bazen bana öyle bakıyor ki; bu dünyada benim için yapmayacağı tek bir şey olduğunu bile düşünemiyorum.
"Sen beni hiç ağlatacak mısın?" Bana hayatımın sonuna kadar çok iyi davranamazdı ama beni hiç ağlatacak mıydı?
"Lal?"
"Efendim?"
"Ben sadece seninle gülerim, seninle ağlarım, seninle yaşarım ve seninle ölürüm." O an hayatı ve yaşamayı çok sevdim. "Asla yalnız ağlamayacak, asla yalnız gülmeyecek ve asla yalnız yaşayıp yalnız ölmeyeceksin."
Ölüm benim gibi bir kızı korkuturdu ama Affan bu sözü verince, ölüm bile güvenli hissettirdi.
Konuşmamız ağırlaşıp beni duygusallaştırınca dikkatimi tekrardan köpeğimize çevirdim. Ay köpeğimiz demiştim. Onu da sahiplenmiştim ama n'apayım, Zeus ve ben birbirimizi seviyorduk.
"Yatsın bu gece," dedim Affan'a. "Sabah çarşaflarını değiştirirsin."
"Huylanıyorum, olmaz." Zeus'a kapıyı gösterdi ama hayvan hiç kıpırdamayınca eğilip tekrardan aldı, koridora çıkardı. Elbette onu durduramadı, Zeus onunla odaya dönünce kıkırdadım. Sonra kendimi sessize alıp gözlerimi yumdum ve Affan'ın köpeğini durdurmaya çalışmasını uzaktan dinledim, yastığı başımın altına çekerek sarıldım.
Gün ışığında gözlerim açıldığında Zeus odadaydı ama yatakta değildi.
Vücudum uyku buhranından sıyrılırken fark ettiğim ilk şey sıcaklık oldu. Bunun yalnız sebebi örtünün altında olmam değildi, Affan'ın arkamdan sarılışıydı. Beraber geçirdiğimiz iki gecede de bu uyku pozisyonunda olmamıştık, bu yüzden vücudunu ilk kez böyle hissediyordum. Hareketsiz miydi yoksa uykuda mıydı, henüz farkında değildim ama vücudu çok sertti, bunu hissedebiliyordum.
Başımı kolunun üstüne almıştı, yüzünün sıcaklığını ensemde hissediyordum. Parmaklarını saçlarımın arasına koymuştu, vücudumun onunla temas etmediği noktalar yalnız ön kısmımdı. Terlediğimi fark ederken Affan'ın sırtıma vuran göğüs kafesinin ağırlığını hissettim ve her nefes tazelediğinde vücudunun alt kısmındaki yoğunluğunu.
Kalçam tamamen onun bacaklarının arasına yaslıydı ve bedeninin verdi sert tepki ağır şekilde bana temas ediyordu.
Göğsü, karnı, kasıkları... gerçekten sertti.
Tuttuğum nefesi usulca verdiğimde, Affan'ın kıpırdayan parmaklarını gördüm. Kolu başımın altında olduğu için elini izleyebiliyordum. Yaklaştırarak parmak uçlarını alnıma temas ettirirken, "Günaydın," diye fısıldadı.
Gözlerimi sıkıca yumup ayak parmaklarımı çarşafa sürttüm. "Ne zamandır uyanıksın?"
"Birkaç dakikadır." Ses tonundaki boğuk tını tenimi gıdıkladı. "Seni rahatsız ediyor muyum?"
Uyku pozisyonumuz ve hissettirdiği fiziksel tepkiden ötürü sorduğunu anlıyordum. Demek kendisinin farkındaydı ama geri çekilmek için benden tepki bekliyordu. Vücudumun bu kadar hassaslaşmasına, heyecanlanmasına da alışkın değildim ama karnımı ağrıtan bu duyguyu sevmedim diyemezdim. "Hayır, çok sıcaksın."
Ensemde iç geçirdi. "Sen de yumuşaksın."
Parmağı yüzümün etrafında dolaştı ve sesli yutkunuşunu duyarken vücudumdaki sıcaklık arttı. Bacaklarımı birbirine bastırarak koluna daha çok gömüldüğümde ensemde nemli dudaklarını hissettim. İç içe geçmiş bedenlerimizin bana hissettirdiklerini farkında olarak birkaç dakika kendini bana bastırdı ve sesli bir solukla benden uzaklaştı. Doğrulduğunu, yataktaki hareketten anladım ve oturur pozisyona gelip omzuma, sırtıma, boynuma dokunarak tamamen kalktı.
"Duşa gireceğim. Çıktığımda seni burada bulamayacağım değil mi?"
Başımı arkaya çevirip baktığımda, gözlerim gerçekten istemeden eşofmanının ön kısmına odaklandı. Bilinçsiz bir bakıştı ama Affan fark edince, gözlerini üstümden ayırmadan tişörtünü eşofmanının önüne doğru örttü.
Böylelikle bakışlarımı kaçırıp bu samimi, hatta bariz olup sözcüklere dökülmeyen andan kurtulmaya çalıştım. "Ne sormuştun?"
"Banyodan çıktıktan sonra seni burada bulacak mıyım?"
Kafam karıştı. "Ne kadar sürer?"
Gözlerimin içine sessizlikle bakıp ardından gözlerini kaçırdı. "Normal duştan uzun sürer."
Yutkunarak, "O zaman bulamazsın," dedim.
"Bulmak istiyorum."
"Hayır."
Banyoya girene kadar kıpırdamadım ve sonra yatağı terk ettim, suyun sesini birkaç dakika dinledim. Suyun altındaki ağır, sesli soluklarını duydum ve odadan çıkarken vücudumun kızarmasına engel olamadım.
Bana ikimizle ilgili o kadar sıcak şeyler düşündürdü ki, odama gidene kadar kimseyle yüz yüze gelmek istemedim.
Ayaz uyurken banyoya girdim, Affan'ı aklımdan çıkarmaya çalışarak yıkandım ve odama geçtiğimde vücudumu saran tişört ile bol paça kotumu giyindim. Ayaz odadan çıkmıştı, üstelik yatağı da toplamıştı. Yalın'ı bulmam lazımdı, bana yardım etmek için onu zorlayacak ve tehditler yağdıracaktım.
Onu Ayaz ile mutfakta buldum, Yalın Ayaz'ın kafasında haşlanmış yumurtayı çatlatıyordu.
Ayaz'da işin bitmesini bekliyordu.
Yaklaşıp Ayaz'ı içeriye gönderdim ve Yalın'ı köşeye çekiştirerek, "Kiralık katili buldun mu?" diye fısıldadım.
Gergin, hatta endişeli görünerek, "Geceden sabaha nereden bulayım?" dedi. "Lale, beni zor durumda bırakıyorsun, Rauf'u nasıl öldüreceğimizi bilemiyorum. Hayatımda kimseyi öldürmedim."
"Ben de öldürmedim." İkimiz de alçak sesle, neredeyse kafalarımızın tokuşacağı yakınlıkta konuşuyorduk. "Ama Rauf ölmezse ben ya da Affan öleceğiz, biliyorum."
"Gereksiz korkuyorsun, sana söylüyor..."
"Akşama kadar buldun buldun, yoksa Elçin'den söz ederim. O sana benim kadar inanır mı, onu da bilemem."
Bir açıklama bekliyor, bu acelem ve korkumu anlayamıyordu ama anlaması gerekmiyordu; Rauf çok çabuk hayatımdan çıkmalıydı. Bence kimse onun ne kadar hastalıklı davrandığını anlamıyordu, bana yardım etmezse... Affan'ı kaybetmekten korkuyordum.
"Bana mantıklı bir şey söyle, yardım edeyim."
Alnımı stresle kaşıdım. "Tamam, söyleyeyim. Rauf... Affan'ın kalbinin Doğa ile uyumlu olacağını, Affan'ın bunu öğrendiğinde de kalbini vereceğini söylüyor. Ya sen ya Affan diyor, birinizden birisi Doğa'yı yaşatacak diyor. Çok tehlikeli ve takıntılı, Doğa'ya bir şey olursa... beni de öldürecek, hissedebiliyorum."
Sese dönüşen her korkum onda anlamsız bir kafa karışıklığı olarak yankılandı. "Anlayamadım Lal, Rauf bunları ne ara söyledi sana? Dünden beri her söylediğinle şoka sürüklüyorsun beni."
Ona, Rauf'un bana ulaştığından, tehditlerinden, beni nasıl korkuttuğundan söz ettim. Tamamladığım her cümleden sonra araya girmeye, soru sormaya çalıştı ama cümlelerim bittiğinde bu endişemi, paniğimi anlamış olarak, "Yalandır!" dedi. Alaycı ama endişeli vaziyette güldü. "Allah aşkına o ruh hastasına mı inanacağız? Uysa benim haberim olurdu Lal, haberim olurdu."
"İlaçları vermeyi kabul ettiğimde itiraz etmedi, kalbi uymasa vermemi ister miydi Yalın?"
"Izrıbanı siktiğimin orospu çocuğu," diye uzun uzun küfredince ona katılarak başımı hemen salladım. "Nereden çıktı bu piçin aşkı ya, bir bu eksikti!"
"Şimdi anlıyor musun? Hak verdin bana değil mi?"
Anlattıklarımı yalanlayamadı ama kabul de edemedi. "Bizi parmağında mı oynatacak? Affan'la konuşalım, böyle olmaz..."
"Hayır hayır!" diyerek onu kollarından sertçe tuttum. Hemen gidip Affan'ı benden koparacağının dehşetine kapıldım. "Affan'ı bu çaresizliğe teslim edemem, kendimi de bu büyük korkulara... Günlerdir mahvoluyorum, n'apacağımı çok çok düşündüm ve en sonunda bunu buldum. Rauf'u ölümünü. Anla beni, lütfen anla ve de yardım et. Anladın mı? Anladın değil mi?"
"Lale, bu çare değil..."
"Yalın, beni yalvartma. Bana yardım et, hayatım boyunca sana minnettar kalacağım, bir daha gıcığına gidip sana kötü bir kelime bile söylemeyeceğim. Yemin ediyorum, yeminler ediyorum."
"Peki, diyelim öldürdük. Bize n'olacak? Ölümü araştırılmayacak mı?"
"Güven amcana söylersin, sebebini anlatmana gerek olmaz, söylersin ve o... bunu gizlemenin yolunu bulamaz mı?"
"Tamam, Güven amcaya söyleyelim, Rauf'un icabına kendisi baksın."
"Yok yok, öyle de olmaz."
"O niye olmaz Lale?"
Ya nasıl anlamazdı olamayacağını. "Ya o da Affan'ın kalbini almak isterse? Bir seçim yapıp kızını seçerse?"
"Yok artık canım." Bu konuda yanıldığımı düşündü. "Bu dediğin imkânsız. Doğa'yı kaderine teslim eder ama asla bir çocuğunu, diğerini öldürerek yaşatmaz."
Muğla'daki o sabah Affan'la bunun hakkında konuşmuştuk. Babasının kendisine ve Doğa'ya verdiği değer hakkında. Büyük kızı, ailede en sevdiği insandı.
"Doğa'nın üzülmemesi için Rauf'u öldürmemekten bahsediyordu zaten, babasını bu duruma dahil edip uğraşamam."
Sanki derdi birmiş, binmiş olmuşçasına derin derin iç çekti. "Canımız yanabilir, farkında mısın?"
"Benim canım hep yanıyor ki. Alışkınım ben, alışkın."
Karşılığı Rauf'tan kurtulmaksa canımın acımasına göz yumardım. Tamam, Güven Koral'da bir tehlikeydi ama o Affan'ı tamamen ezip geçemiyordu, oğlunu gözden çıkarıp beni alıkoyamıyordu. Rauf başkaydı, saf tehlikeydi.
"Elçin'den söz etmeyeceksin değil mi Lale? Ben Affan'ı seçiyorum; onun dostluğunu, Elçin'in... önemi yok tamam mı?"
Affan'ı kaybetmek konusundaki endişesine inansam da Elçin'in önemi olmadığına inancım çok düşüktü.
"Yaptığı çok ayıp, demek senin hislerinin farkındaymış."
Bir şey demeden gözlerini kaçırdı.
"Ona inanacak olma Yalın, amacı Affan'ı kıskandırmak olmalı, bense kalbinin kırılmasını hiç istemem."
Konuşmamızın devamından hoşlanmayıp arkasını döndü, tezgâha ilerleyip yiyeceğiyle meşgul oldu. Yalın'ın Elçin'e ilgisini Affan'dan saklamam ilişkimiz için yanlış olur muydu bilmiyorum ama Yalın içten görünüyordu, belki hazır hissettiğinde kendisi söylerdi. Zaten şimdi benim daha önemli işlerim vardı, Rauf'u öldürecektim.
Arkasından yaklaşıp, "Kiralık katile verecek paran var mı?" diye sordum.
Yalın'ı bir gülme tuttu. "Babamdan ve Affan'dan borç para isterim."
"İyi iyi, Affan'ı da bu günaha sürükleyeceğim demek. Hiçbir duam kabul olmayacak, hiçbir duam!"
Kendimi günahkâr bir insan gibi hissederek mutfaktan ayrıldım, oğlum ile ilgilendim. Bu eve alışmıştı, düzen bile oluşturmuştu. Sıkıldığında bilgisayar, telefon ya da televizyonla vakit geçiriyor; bazen çizim yapıyordu. İnsanlar onunla bir süre yaşamadan ilk bakışta soğukkanlı, duygusuz çocuk olduğu kanısına varıyorlardı. Yanılmıyorlardı ama anlamadıkları; empatiden, duygudan yoksun olduğu psikopat olduğu anlamına gelmediği. İşte, kimseye dokunmadan, kendi kendisine yaşayabiliyordu. Onun hakkında yanılmadığımı Affan'la Yalın'da anlıyordu.
"Yine ev bangır bangır," diyerek Ayaz'ın açtığı şarkıya tepki vererek buraya yürüdü Yalın.
Kendisine dönüp, "Ayaz'a anneciğim dedirten sensin değil mi?" diye sordum.
Kupasındaki sıcak içeceğe üflerken, "Bir cins çocuğun," dedi ve sonra hâlâ hazmedemediği bilgiyi hatırladı. "Öğrendiğim son bilgilere göre böyle demesine gerek yokmuş."
"Hayır, çok hoşuma gitti," diye itiraf ettim.
Çenesiyle Ayaz'ı gösterirken kısık sesinden, "Bana daha fazlasını anlatacak mısın?" sözcükleri döküldü.
"Sen istediğimi yap, her şeyi anlatırım."
"Annesi mi psikopattı?" diye sordu. "Ablan olduğunu bile bilmiyordum."
"Yalın, ne psikopatı? Ablam hakkında kötü bir şey söyleme sakın." Ona yaklaştım ve konuyu kardeşimden uzaklaştırdım. "Ona böyle dedirttiğin için teşekkür ederim. Duyunca çok sevindim." Parmaklarım üstünde yükselip kararsızca kollarımı kaldırdım ve çekingen şekilde sarıldım.
Yalın ya nezaketen ya da içinden geldiği için bir kolundaki sıcak içeceği benden uzaklaştırıp diğer koluyla beni sardı. Daha önce bir kere üstün körü sarılmıştı ama bu ilk gerçek sarılmamızdı. Utanarak geriye çekildiğimde bana gülümsedi.
"Ne zaman anlatmak istersen dinlerim."
"Arkadaşın mıyım ben senin?" Benim bir arkadaşım daha olacaktı, Nazende neden artık evi temizlemek için gelmiyordu?
Gözüm, Yalın'ın arkasından mutfağa doğru yürüyen Affan'a ilişince gözlerimiz kesişti. İkimize bakarak önüne döndü, acaba ona sarıldığımı görmüş müydü? Yalın'ın yanından geçip mutfağa süzüldüğümde Affan'ın kahve makinesiyle uğraşta olduğunu görüp sol omzunun arkasından yaklaştım. Beraberken son anımız çok düşündürücü, yoğundu. Bakışlarım istemsizce karnında, yere sağlam basan bacaklarında ve pantolon kemerinde dolaştı. Kalp atışlarıma dokunarak bakışlarımı kaçırdım. "Yalın'a teşekkür ettiğim için sarılıyordum," dedim. "Ayaz bana anneciğim deyip duruyordu, o öğretmiş."
Ben kendisine bakamasam da Affan yüzünü çevirip benim yüzümdeki her şeye baktı. "Arkadaşlığınızı görüyorum," dedi.
"Beni yanlış anlama diye dedim." Neden bundan söz ediyordum? Sanırım Yalın ile Elçin'in arasındaki yakınlıktan kötü etkilenmiştim. Ben asla Affan'a ihanet etmezdim. Asla ve de asla.
"Senin, yanlış anlamayacağım kadar saf duyguların var." Gözümün kenarındaki bir tutam saçı çekip kendisini yaklaştırırken niyetinin beni gözümün kenarından öpmek olacağını anlamamıştım. "Gözbebeklerin yalnız bana bakarken kalpleniyor." Öpücüğünü göz kenarımda tutup dudaklarını uzun uzun sürttü tenime.
"Kalpleniyor, hı?"
"Öyle bir şey."
Aynada gözlerime bakmam lazımdı. Fakat ona bakmakla kendime bakmak aynı olmazdı k. O kalpleri görmek istiyordum, ne yapmam lazımdı? Onun gözlerindeki yansımama yaklaşırsam belki görebilirdim. Ya da ona bakarken bir fotoğrafımı çekmesi lazımdı, çünkü ben kendi gözlerimi kalpler içinde görmemiştim.
Geri çekildiğinde onu tuttum, sahiden uzanıp giydiği siyah tişörtünden tuttum. Yüzüne bakamadan benden uzaklaşmaması için direttim. Yanımda olmasına çok ihtiyaç duyarak elimi çektim ve dilediğimi gerçekleştirmek için ayrılmadı. Kahvesini içerken sessizce yanımda durdu, telefonundaki son mesajlara göz attı. Bir şey yemiyordu, çünkü iştahı kapalıydı. Aklı Doğa'daydı.
Doğa'nın yerinde olsam ve Affan abim olsa çok mu kırılırdım?
Ama Affan biliyor; kalbimi kime verdiğimi ve başka kimseye veremeyeceğimi.
Gözlerimdeki kalpleri bile görmüş ya...
Yalın'dan haber beklerken kafamı oyalamaya çalıştım. Sürekli Rauf'un telefonumu çaldırmasını beklemek beni çok gerdiği için telefonumu kapattım ve salonda Ayaz'la film izledik. Romantik film hiç ilgisini çekmeyince beni bırakıp arabasının bagajını temizleyen Affan'ın yanına çıktı. Ara ara onlara baktım, Affan eğilip Ayaz'a bir şeyler söylerken telefonumu açmam gerekti. Onların bir fotoğrafını uzaktan çektim.
Sonra aralarında ne konuşma geçtiyse Affan eğilip Ayaz'ı kaldırdığı gibi arabanın bagajına koydu, üstüne bagajı kapattı. İlk saniyelerde endişelendim ama uzun tutmadan bagajı açtı ve Ayaz bagajdan atlarken ona kafasını salladı. Bazen de inanamıyordum bu çocuğa, kendisi mi istemişti?
Tamam, zaman zaman psikopat olduğunu düşünmelerine hak veriyordum.
Gözüm sürekli Yalın'daydı ama o günü üst katta geçirdi, çünkü birçok telefon görüşmesi yaptı. Babası zenginse bazı bağlantılar bulabilirdi, o kadar da masum bir ailede olmadığı babasının Güven Koral ile arkadaşlık etmesinden belliydi.
Aile dostları olduklarını ilk günden beri biliyordum.
Akşam karanlığı çöktüğünde Ayaz'a yaptığım köftelerden birazını tabağa alıyordum. Karanlık ormandan eve yansıyan ışığı görünce camdan dışarıya bakıp araç gördüm. Kapılar açılıp Güven Koral buraya yürürken de elimdeki çatalı bırakıp korkuyla hareket ettim. Ayaz'ı mutfağın en köşesine çekip, "Sessiz ol canım," dedim.
"N'oldu?"
"Duru'nun babası geldi, karşısına çıkmayalım." Ayaz'ın masum olduğuna kendisini inandıramıyordu bu adam.
Kapı tıkladığında açmaya gidemedim. Karşılaşmak istemiyordum. Biraz sonra Affan merdivenden inip kapıyı açınca sesler kulak verdim. Kısa konuşmaları ve zemine vuran adım seslerini dinledim, mutfağın önündeki holden geçip üst kata çıktılar.
"N'oldu acaba? Rauf'u bulmuş olabilirler mi? Polisten söz etmişti."
Ayaz'ı daha fazla bekletmeden tabağını hazırladım, yanına ayran çıkarıp adaya koydum. "Yemeğini ye, ben mutfağa dönene kadar da buradan çıkma."
"Köfte çok acı!"
Ayranı önüne ittim. "Toz biber yerine pul biber attığımı fark etmiştim, o yüzden ayran koydum."
Mutfaktan ayrılıp çok sessizce ikinci kata geçtim. Konuşma seslerini takip ettim ve çalışma odasının kapısı önünde yer alınca babasının söylediklerini cümlenin yarısından sonra duydum. "... seni ikna etmem için ne gerekiyor Affan? Aklının başına gelmesi için ne gerekiyor?"
"Aklım başımda."
"Doğa iyi değil, yarın hastaneden çıkacak ama doktor normal aktivitelerine geri dönemeyeceğini söylüyor."
"Tabii ki toparlama süreci olacaktır."
Çarpma sesini duyunca tabanlarım yerde sıçradı. Muhtemelen babasının herhangi bir şeye vurduğu belliydi. "Senin kardeşine hiç mi acıman yok mu Affan?"
"Var baba, Doğa aklımdan çıkmıyor." Affan, babasının ses tonunu taklit etmiyor, normal biçimde konuşuyordu. "Ama senin genç, masum bir kadına hiç merhametin yok."
"Kızım ölürken başkalarını nasıl umursarım? Masummuş, gençmiş bunu mu düşünürüm? Oğlum... Duru'dan sonra, Doğa'nın yokluğuna da dayanamam ben." Ses seviyesi indi. "İki kızımı da kaybedersem n'aparım ben Affan?"
Doğa'nın talihsiz, acı kaybı daha önceki gibi kalbimi içeriden ve güçlüce kırdı. Affan'ın tutamadığı o yastan sorumlu olan Rauf'tan yeniden nefret ettim.
"Peki tek çare o mu baba? Başka birisi yok mu? Ulaşabileceğimiz bir sürü insan vardır, bir sürü başka çaresiz aile? Para ver, tehdit et, başka bir hayatı çal. Onunkini vermem."
"Yapmadığımı mı zannediyorsun? Başkalarıyla görüşüp tanışmadığımı mı? Ama kim kalbini verir oğlum, kim ölmek ister? Birisini alıkoysam, zorlasam n'olacak? Kolay mı ailesiyle, tanıdıklarıyla uğraşmak?" Bastıra bastıra konuşuyordu. "Bu bir süreç, beyin ölümü olmadan kalp nakil bile gerçekleşmiyor! O sürece kadar kimi alıkoyayım, herkes bu kız gibi kimsesiz mi!"
"Kimsesiz olsaydı kalbini çoktan almıştın ama kimsesiz değil."
Gerçekten de olmuştu bu değil mi? Hastanede hatırlattığı gibi, Affan'la değil de babasıyla esir olsaydım çoktan hayatımı kaybetmiştim.
"Affan, senin rızan olmadan kızı bu evden çıkaramayacağımı biliyorum. Ancak sana zarar verirsem onu alabileceğimi ama ben sana zarar vermek istemiyorum oğlum. Onu bana ver."
"Hayır."
"Onu bu kadar değerli yapan ne peki? Her şeyden değerli yapan ne?"
"Beni mutlu eden, neşelendiren yalnız o var. Ne başka bir insan, ne başka bir uğraş, ne de servet değil. Sadece o."
Karanlıktaki gülümsemem gölgeme çarptı ve bir rahatlık duygusu omzumu duvara yasladı. Hiç zalim bir insan olmadım ama yere neşe de saçmadım, o halde onu ne zaman ve nasıl böyle neşelendirdim?
"Bak anlıyorum, etkilenmişsin ama bunlar geçici duygular Affan. Benzersiz değil, yeri dolmaz hiç değil. Herkesin yeri dolar ama ya kız kardeşin? Üstelik diğerini de kaybetmişken? Sen bunun altından kalkabilecek misin?"
Affan'ı ikna edebilmek için öfkesini kullanmıyordu, bir süredir onun yüreğine dokunmaya çalışıyordu. Ki bence, çaresizlikten bunu yapıyordu. Güven Koral'ın üzülmesinin beni mutlu edeceğini sanırdım ama ailelerinin gerçekten parçalanmanın eşiğinde olduğunu fark ediyordum.
"Bazı kayıplar derin acılar verse de ardından yaşanılabilirdir baba. Öyle olmasa sen de Duru ile ölmüş olurdun değil mi? Fakat bazı diğer kayıpların arkasından yaşayamayacağını hissedersin, beni anlıyor musun?"
Sevilmek bir tahta oturmaksa ve sen yara bere içinde de olsa sonunda tahta çıkmışsan artık ölmek acı vermez; çünkü savaşı kazanmışsın.
Kalbimin daha önce hiç bu kadar büyüdüğünü hissetmemiştim; onu öptüğümde bile.
"Neden öyle hissediyorsun peki Affan? O sadece birkaç aydır hayatında."
"Şimdi ilk kez yaşadığımı hissettiğim için."
Son dakikalar bana daha önce hayatımda hiçbir şeyi bu kadar sevmediğimi fark ettirdi.
Yerde gıcırdayan koltuğun sesini geç duydum ve Güven Koral son olarak, "Çok pişman olacaksın," dediğinde o günün gelmesinden korktum.
"Anlamıyorsun değil mi baba?"
"Neyi? Hislerini mi?"
"Bizzat kendi çocuğum bile ölecek olsa, onun kalbini yerinden söküp almam."
Bu cümleden sonra kalbimi sadece onun için yerinden söküp verebileceğimden emin oldum.
Kendimi aşık olduğumu gördüğüm o rüyaların birisinde hissettim.
Sessizlik odaya çarptı ve sonra babası, "Sana inanamıyorum," dedi. "Bir de öl istersen ha!"
Affan'dan karşılık gelmedi, oysa ben tüm konuşma boyunca onu dinlemeye aç olduğumu anlamıştım. Ağır koltuklardan birisi itildiğinde nefesimi tuttum ve muhtemelen babası adımlamaya başladığında konuşmayı bitirdiğinden emin oldum.
"Bekle baba." Affan'ın sesinden sonra ufak sesler duydum, yere vuran adımların Affan'a ait olduğunu anladım. "Bunu Doğa'ya ver."
"Ne bu?"
Kapı aralığından bakmıştım ama bakış açımda değillerdi.
"Bir hediye."
Affedilmek için miydi? Doğa sadece kısa süreli bir kırgınlık yaşıyordu, abisini hayatından çıkaramazdı.
"Yüzün olduğunda getirip kendin ver."
Kapıya yüründüğünü anlayınca hızlı hareket ettim. Kendimi düşürme tehlikesinden geçirerek basamakları indim ve soluk soluğa mutfağa geçip kapı kenarında durdum. Holün önünden geçmesini izledim ve evin kapısı çarpılınca alnımı kapının kenarına yaslayarak birkaç damla gözyaşını akıttım.
Kendimi Affan için kötü hissediyordum.
"Neden, neden Doğa'nın kaderi benim omuzlarıma bindi, onu hiç tanımazken neden hayatından sorumlu oldum..."
Bu hisle nasıl huzurlu olacaktım ki? Affan'da olamazdı. Duru başkaydı, Doğa başkaydı; kaybının etkisi aynı olmayacaktı. Daha dün Affan'ın küçük kardeşini hatırlamasını dilemiştim ama ya hatırlarsa; ikisi için acı çekmeyi nasıl kaldırırdı?
Duygusal olmadığı kalpsiz olmadığı anlamına gelmez ki.
Yanına çıkamadım, Affan'da aşağıya inmedi. Ayaz'ı uyutana kadar yanında kaldım, sonra da salonda, televizyon ışığında oturdum. Merdivende ses duyana kadar ekrana baktım ve inen Yalın'ı görünce heyecanlandım. Arkasını kontrol ederek yanıma geldi ve sessizce, "Birisini buldum," dedi.
"Öyle mi?" derken sesimden heyecan ve korkum okunuyordu. "Konuştun mu?"
"Tabii ki direkt ben konuşmadım, aracı buldum." Gergin şekilde ofladı. "N'aptığımızı bilmiyorum."
"Başa dönmeyelim," dedim vazgeçmesinden korkarak. "Ne zaman yapacakmış peki?"
"Rauf'un fotoğrafını ulaştırdım, adamı arayacak ve buldu..."
"Ben Rauf'a ulaşırım," dedim, bunun hakkında düşünüyordum. "Buluşmak ister, bir nokta belirleriz. Oraya geldiğinde Rauf'u öldürür, olmaz mı?"
"Lale, çok kötü bir şey yapıyoruz..."
"Hayır hayır, sen hepimize yardımı olacak bir şey yapmak üzeresin."
"Ya ölümü araştırılır, altından biz çıkarsak?"
"Güven amcan halleder, baban halleder, Affan bile halleder tamam mı?"
Onu tamamen ikna edemeyecektim, çünkü zaman da yoktu. "Ben şimdi Rauf'u arayıp yarın gece buluşmak istediğimi söyleyeceğim, Doğa ile ilgili olduğunu söylersem gelir."
Karşı çıkmadan kalktım, odama gidip telefonumu çıkardım ve açtım. Ekran parlayınca Rauf'un cevapsız çağrıları düştü. Onu aramadan önce yanıtsız bıraktığım çağrıları için bahane düşündüm ve banyoya geçip telefonu çaldırdım. Gecikmeden açıp, "Milena!" dedi, sertçe. "Seni defalarca aradım, neden açmıyorsun?"
"Ben... beni kimse aramadığı için Affan telefonumun çalmasından şüphe ediyordu, kapatmam gerekti."
Sesli soluğunu dinlerken uzakta olmasına rağmen tiksindim. "Korkuyor musun yoksa? Yakalanmaktan mı? N'oldu, ilaçları vermeye devam ediyor musun?"
"Çok zor oluyor," dedim, sesimi endişeli bir tınıda tutuyordum. "Her gün ona içecek veya yiyecek bir şey götürmemden şüphe duyabilir."
"Götürmen şart değil, yiyeceğini bildiğin bir şeye kat."
Aptal, bir de akıl veriyordu.
"Seninle buluşmam lazım," dedim ve sebebini sormadan açıkladım. "Doğa ile ilgili bir haberim olacak."
"Ne haberiymiş?" Sesi endişeli ama temkinliydi de. "Hastaneden haberlerini alıyorum, yarın çıkacak, bir sorunu yok?"
Hastaneden nasıl haber alıyordu, birisi aracılığıyla mı? Kendisi girip çıkamazdı. "Doğa... Doğa hamileymiş, belki ameliyat olamaz, Affan'a ilaçları boşa veriyor olabilirim."
Hattın karşısında sessizleşti. "Ne diyorsun sen?"
"Babası bu akşam Affan'ın evindeydi, konuşurlarken duydum. Bir saat bile olmadı." Bunları söylerken panik dolu, ne yapacağını bilemeyerek konuşuyormuş gibi izlenim vermeye çalıştım. "Gizliyorlarmış, kürtaj için ikna edeme..."
"Yalan mı söylüyorsun lan sen? Bir hamilelik yalanı daha mı?"
Bu yalana uzun süre inandırmam gerekmiyordu, şüphe duymasını yeterli görüyordum. "Bu ne işime yarayacak ki, hamile değilse zaten öğrenirsin değil mi? Keşke sana söylemeden Affan'a ilaçları vermeyi kesseydim, sana neden..."
"Bekle!" Sesi gergin, karmaşıktı. "Görüşelim bakalım neymiş bu işin aslı."
"Yok yok görüşmeyelim, zaten hamileyse ameliyat olamaz, kalbimizi alam..."
"Hayır, dur!" Biraz dengesiz, hesapsız görünmemin beni daha gerçekçi kılacağını düşünmüştüm. "Görüşelim bana anlat."
"Ama... nasıl görüşeceğiz ki, evden çıkamam?"
"Gece, herkes uyuduğunda?"
Onu beklettim ve daha önce aklıma geldiği gibi, "Bursa'ya girerken eski bir benzinlik var, gidip gelirken görmüşsündür," dedim. "Orada görüşebiliriz belki."
"Biliyorum, evet. Tamam, bu gece mi?"
Çok erkendi. "Yok, yarın gece olsun."
"Tamam," dedi, sanki suyuma gitmeye çalışıyor, her an vazgeçmemden endişe duyuyordu. "Yarın gece oradayım, telefonun açık olsun."
Kapattığında çok derin bir nefes verip odama döndüm. Birkaç dakika yapmakta olduğum şeyleri sindirmeye çalıştım. Kiralık katilse ilk kez yapacak değildir, illaki başarır. Ya sorun çıkarsa ve her şeyi mahvedersem?
Kıyafetlerimi altlı üstlü saten pijama ile değiştim, bu takımı Affan ile gittiğimiz son mağazadan almıştık. Şık bir şeydi ve çok yumuşak, güzeldi. Kumaşın rahatlığıyla odadan çıkıp koltukta oturmaya devam ettim, kararsızca üst kata baktım.
Onu merak ederek çıktım ve ışığı takip edip çalışma odasına girdim. Arkası dönüktü ve koltukta camdan dışarıyı seyrediyordu. Yaklaştığımda sırtımı masaya dönüp yanında ona baktım, dizinin kenarındaydım. Koltuğun ayakları hâlâ sağlamdı. Uzanıp yüzüne dokundum ve gözleri bana kayarken yanağındaki kesik izine baktım. "Niye geçmedi?"
"Sen bak da ağla diye."
Ya bu adam ne diyordu? "Alt tarafı bir kesik, niye ağlayayım?"
"Geçmesin, kalsın o zaman, n'apacaksın?"
Dudaklarımı büzüp sinirli nefes verirken havaya baktım ve sonra parmağımı yanağındaki yaradan dudağındaki ısırık izine sürükledim. Geçmekte olan minik ize parmağımı sürttüğümde Affan'ın ağzı aralandı ve ansızın parmağımı yarısına kadar ağzına sokup dişleri arasına aldığında afalladım. Hiçbir acı hissetmedim ve altın hareler aşağıdan bana bakarken, "N'apıyorsun?" dedim.
Parmağımı geri kaçırmadığımı görüp kendisi beni serbest bıraktı ve dilinin ucuyla dudağının içindeki parmağımı yalarken, "Seni ıslatıyorum," dedi.
Göğsüm sertçe yükselirken bakışlarım arkasındaki odaya çevrildi, yükselen nabzımı hazmedene kadar ona bakamadım ve Affan elini kalçamın kenarına koyup beni bacaklarının arasına çektiğinde yumuşak kumaşta kotunun sertliğini hissettim. Eli bileğime sarılınca titreyen gözbebeklerim yeniden ona kavuştu, başını koltuğun arkasına koyup ıslak parmağımı dudaklarında gezdirdi. Dudaklarından sonra ıslak parmağımı çenesine kaydırdı, oradan yukarıya çıkarıp yanağına değdirdi. Parmağımdan bulaşan ıslaklık loş ışıkta onun ağzının etrafında nemli bir görüntü bıraktı.
"Çok pissin," dedim.
"Seninle ıslanmak mı kirlenmek oluyor?"
Bacaklarını biraz daha açıp sol tarafımdan geçirip tüm belime sardığı koluyla beni dizine doğru oturttu. Bu şekilde yüzlerimiz hizalandı ve elimi çektiğimde Affan bileğimi tutarak durdurdu, bir dakika önce ağzında tuttuğu parmağımı öptü. Bu sıcak, samimi hareketlerinin devamlılığında kızarıp göğsüne kadar eğildim ve yanağımı kalbine yasladığımda elini sırtımda dolaştırdı. Belimi, kalçamın üstünü, saçlarımı ve boynumun kenarlarını baş parmağıyla okşadı. Beni kıpırdatan, nefeslerimi hızlandıran dokunuşlardan sonra bedenimi biraz daha çekip bacaklarının arasındaki sert sıcaklığa yerleştirdi.
Kulak mememin altını öperken, "Unutmamın en sevdiğim yanı, başka hiçbir kadını hatırlamıyor olmam," dedi. "Sadece sen varmışsın gibi."
Tabii ki güzel bir şey söyledi ama... "Başka kadınlar vardı." Kaş çattım.
"Sadece sen varmışsın gibi."
"Gerçekten doğruyu söylüyor musun?" diye sordum.
"Evet."
"Gerçekten mi?"
"Evet dedim ya."
"Tamam, iyi, inandım." Bu gece söylediği her şeye inanmıştım.
Çok yakın durduğumuzda sıcaklıyordum ama umursamıyordum, nefes alamayana kadar durabilirdim. Zaten kolları sıkılaşınca uzaklaşmak da zor oluyordu, o bırakmadan istesem de ayrılamıyordum.
Beni kollarından yatağa bıraktığını, sabah olup da uyanınca fark ettim. Günün ilk ışığında aklıma gelen gece yapacaklarımdı. Telaşımı, düşünceli halimi Affan'a, hatta Ayaz'a da belli etmemeye çalıştım, Yalın'la fısıldaşıp dikkat çekmemeye çalıştım. Onun da tüm gün gerginliğini hissettim, aşağıda olduğu sürece gözleri Affan'daydı ve sanki ona söyleyecekti.
Affan avukatıyla görüşeceğini söyleyerek evden ayrılmadan önce dışarıya çıkmamamı söyledi, Yalın'la Kerim'i görmeye gittiğimiz için uyarma gereği duymuştu. Ayaz, onu giderken kapıda görüp de dışarıya çıkmayı istediğini söyleyince şaşırdım, ne kadar sıkıldığını anladım. Affan kabul edip giyinmesini söylediğinde de sevinmiş hissettim, Ayaz'a alışması için bir fırsat olarak gördüm.
Ayaz'la ilk kez yalnız kalacaklardı.
Çıkarlarken Affan'la dışarıya kadar indim, arabaya geçmeden önce yüzümü kaldırıp yanaklarımdan seslice öptü. Araç gözden kaybolana kadar izledim ve günün kalanınca biraz uyumaya çalıştım; çünkü gece olduğunda kazayla bile olsa uyuyakalmak istemedim.
Akşam karanlığında uyandığımda bir an vaktin çok geçtiğini düşünüp korktum ama telefonumu çevirince henüz on olduğunu gördüm. Kendimi, gecenin kalanı için rahatlatmaya çalışıp odamdan çıktığımda Yalın'ın salonu turladığını, gergince telefonunu izlediğini gördüm.
"İyi misin?" diye fısıldadım.
Telefonu çenesine vurdu. "Heyecanlı ve gerginim."
Uzun uzun bakıştıktan sonra araba dışarıda olmasına rağmen henüz görmediğim Affan ile Ayaz'ı bulmak için üst kata çıktım. Onları çalışma odasında yerde görünce Ayaz'ı ilk kez bu kadar yakınına yaklaştırdığını fark ettim. Ayaz dirsekleri üzerinde yere uzanmış, önündeki bir şeyler meşgulken Affan'da karşısına oturmuş, onunla aynı yere bakıyordu. Dikkat edince bunun puzzle olduğunu anladım.
"Bu çok sıkıcı," dedi oğlum, kafasını kaldırıp Affan'a baktığında. "Neden kar maskesi ve silahı almadın bana?"
"Annen o oyuncaklardan hoşlanmazdı."
Evet evet, hem de hiç hoşlanmam.
"Ama onlar oyuncak," dedi Ayaz.
"Gerçeğe teşvik," dedi Affan ve bir parçayı ona uzatıp büyük puzzledaki noktayı gösterince Ayaz alıp yerleştirdi. Yanaklarını şişirerek ofladı. "Çocuğum olsa o oyuncakları almam. Kar maskesi olabilir aslında ama silah olmaz."
Ayaz, "Senin niye çocuğun yok?" diye sordu.
"Çünkü çocuktan önce bir kadın olması gerekir."
"Kadın mı? Nasıl?" Ayaz sorusuna hemen cevap almadı ama üsteleyip ikinci kez sormadı.
"Annen."
"Nasıl, annem gibi mi?"
"Hayır, annen."
Bunun ne anlama geldiğini görmek için Affan'a baktı ve pek de şey anlamadan omuzlarını silkti. Mutlu olmam gereken yerde kalbimde bir acıyla kapının önünden çekildim. Aşağıya inmeden merdivende birkaç dakika kendime sarılarak oturdum. Üstümde, dışarıdan kimsenin bana dokunamayacağı bir çelik zırh taşısam bile içeriden kendimi sürekli kırılacaktım; üstelik hiç değiştiremeyeceğim şeyler yüzünden.
Aşağıya indiğimde evdeki herkese sıcak çikolata hazırladım. Ve Affan'ın içeceğine, çok kötü hissederek uyku ilacı kattım; hem de iki tane. Geceyi ağır uykulu geçirmesi gerektiği için yapmıştım, tadını alamayacağı için problem yoktu ama hiç bilmeyecek olsa da güvenini zedelediğimi hissettim.
Kendi sıcak çikolatamı içip onlarınkini yukarıya taşıdım. Puzzle tamamlanmak üzereyken eğilip tepsiyi bıraktım, ufak bardağın Ayaz'a ait olduğu çok belliydi ve neyse ki uzanıp onu içmeye başladı. Affan bana, elimdeki kupaya, giysilerime ve yüzümden okuyabildiği ruh halime baktı. "Neler yaptın bugün?"
"Şu verdiğin hayaletli kitaptan birkaç sayfa okuyup uyudum."
"Sonuna gelmedin mi hâlâ?"
"Yok," dedim hemen. Sonunu okuyabileceğimi nasıl düşünürdü? "Kötü sonla bitiyor, asla okumam sonunu. Salak mıyım ben bir de ağlayacağım."
Ayaz acıyan dirseklerini ovuşturup pozisyonunu değiştirirken, Affan, "O zaman neden okuyorsun?" diye sordu.
"Sonuna kadar okuyacağım işte. Son sayfaları okumayacağım."
Göğsünü kaşıyarak başını önüne atarken, "Ee, son sayfada hayalet senin gibi Gaziantep'li bir hayalet çıkarsa öğrenemeyeceksin," dedi.
Ayağımı kaldırıp dizine acıtmadan vurdum. "Bir gün sen de hayaletlere inanacaksın."
Geri çekecekken ayağımı havada yakaladı, bir an sendeledim ama kendimi dengede tuttum. Affan halimi izlerken ayağımı kurtarmaya çalıştım ve ancak, "Düşeceğim, canım acıyacak," dediğimde ikna olup bıraktı.
Sıcak çikolatadan içtiğini görünce yanından ayrıldım, vakit ilerlerken Ayaz'da arkamdan geldi. Esneyerek koltuğa düştüğünde üstünü örtüp beklemeye başladım, Affan'a yaptığımdan ötürü sorumlu ve tiksinç hissediyordum.
Yalın birazdan aşağıya indiğinde, ayrıca da, "Affan çalışma masasında uyuya kalmış," dediğinde omuzlarım çöktü. "Yatağa götürmeyi denesem uyanır mı?"
"Deneyelim," dedim, o da n'aptığımı biliyordu. "Öyle uyuyamaz. Uyanırsa da ben biraz yanına uzanır uykuya dalmasını beklerim."
Bir şey demek üzere olduğunu anlayınca süratle kalkıp çıkmaya başladım, el mecbur arkamdan geldi. Odasına süzülüp yaklaştım, uyandırmadan önce eğilip ensesine özür öpücüğü bıraktım. Ama ben kötü niyetimden yapıyor değildim ki. Hayal kırıklığı olmak için de yapmıyordum.
"Affan?" diye seslendim, kulağına doğru. "Uyuya kalmışsın, yatağına gitmelisin."
Daha önce yalnız bir uyku ilacının etkisiz kaldığını görmüştüm, bu kez uykusunun hafif olmadığı aşikârdı. Kılı kıpırdamayınca, "Canım?" dedim ona, hiç de yalan değildi. "Sesimi bile duymuyorsun demek, benim kabahatim tabi... Hadi, uyanıp yatağına git."
Ensesini ovuşturmaya başladığımda masadaki yüzü ahşaba sürtündü. "Lal?"
Çarpıcı boğukluktaki sesine dudak ısırıp, "Burada uyumuşsun, odana geçsene," dedim.
Kafasını kaldıramıyor gibi ancak ikinci denemede hareket etti ve koltuğunda doğrulurken gözleri ağırca yüzüme odaklandı. "Seni çağırmak için inecektim."
Kesin ama kesin gözlerimin içindeki o kalpleri yine gördü. "Sen çağırmadan geldim."
Gözlerini tekrar kapatıp esneyince uyumaya devam edeceğini sandım ama koltuğu ittirip doğruldu. Elimden tutarak beni odasına kadar götürdü ve bu uykulu haliyle bile dişlerini fırçalamaya gitmesi beni kıs kıs gülümsetti. Gözünü ovalayıp saçlarını karıştırarak işini bitirdi, odaya dönüp örtüsünü bile kaldırmadan sırt üstü yatağa düştü. Elini bana doğru uzatırken gözleri kapandı.
Havadaki elini yakalayıp yanına oturdum ve uykusu derinleşene kadar bekledim.
Göğsüne kadar eğilip kalp atışlarına baktım, nabzını izledim; uyku haplarının zarar vermediğinden emin olmalıydım.
"Keşke bir sebepten bana kızsan da içim rahat etse, böyle çok suçlu hissediyorum."
Elini yatağın diğer tarafına uzatmasını izledim ve yan döndüğünde, örtüyü güçlükle altından çekip üstüne kapadım. Sessizce çıktığımda Yalın holde turluyor, telefonuna bakıyordu. Merdivenin tepesinde buluştuğumuzda, "Affan sabaha kadar aralıksız uyumaz, kısa sürede dönmemiz gerekir," dedi.
"Öldüğünü görelim, döneceğiz zaten, mezar kazacak halimiz yok ya."
Duraksadı. "Nasıl yok? Gömmeyecek miyiz?"
Ürperdim. "Gömecek miyiz?"
"Ee, yolun ortasında kalacak mı? Gün aydınlanmadan bulunur, üstüne bir bakıp son konuşulanlara girseler fena göte geliriz."
Ellerim korkuyla yüzüme yapıştı. "Ben onları hiç düşünmedim! Kiralık katil onu da halletmez mi? Hepsi ücrete dahil değil mi?"
"Öyle mi?" Kafası karışmış geldi gözüme.
"Öyle olmalı, sonuçta o öldürecek, cesedini bırakması vicdansızlık olur. Hem biz cesede dokunursak..." avuçlarımı çevirip ona gösterdim. "Parmak izlerimiz çıkar!"
"Doğru ya, üstünde parmak izlerimiz çıkarsa götten yerim."
"Sadece öldüğünden emin olmak için gidiyoruz, arabadan bile inmeyeceğiz."
Alnını karışlayıp ellerini yüzünden geçirdi. "Ya biz n'apıyoruz amına koyayım..."
Kolundan tutarak onu çekiştirdim, çünkü akıllıca düşündüğünde vazgeçeceğini biliyordum. Evden ayrılırken kapıyı kilitledim, Yalın'dan aracının anahtarını aldım. Onun dikkati çok dağınıktı, ben kullanmak istiyordum. Ben, aylardır öldürülme fikriyle ve son günlerde de Rauf'un ölmesi planıyla yaşadığım için daha sakindim; o ise çıldırmaktan birkaç adım gerideydi.
Arabayı yola çıkardım ve karanlıkta uzun yol ışıklarını yaktım. "Kiralık katil gelmiş mi?" dedim.
"Evet, bizi bekliyor."
"Yanlışlıkla bizi vurmaz değil mi? Çok karanlık!"
"Yok daha neler," dedi, biraz tırsarak. "Silahının dürbünü vardır, görmeden adam mı vurulur?"
"Tamam, zaten arabadan inmeyecektik."
Rauf son mesajında yaklaşmakta çıktığını yazmıştı, ondan önce varmam gerekiyordu. Yol, tekerlerin altında kayıp giderken dirseğimi açtığım cama yasladım, üşümeme rağmen de kapamadım. İçimin ne kadar daraldığını konuşmaya gerek bile yoktu.
Bahsettiğim noktaya yaklaştığımızda arabanın ışıklarını kapatıp kenara çektim, fark edilmemeyi umarak ileriye baktım. Neyse ki henüz gelmemişti, bizim araba da ilk bakışta görünmüyordu.
"Kiralık katil nereye gizlenmiş?"
Yalın yanına dönüp baktı bana. "Ya bu adam bize salça olursa? Bizi de öldürmek isterse?"
Biraz şaşırdım. "Kiralık katil mi?"
"Evet işte."
"Yani katil olduğu için mi böyle düşünüyorsun? Neden yapsın? Ayrıca bizi öldürmesi için kim para verecek ki?"
"İlk kez bir katille muhatap oluyorum, çok tehlikeli bir iş yapıyoruz."
Affan'ın da birilerini öldürdüğünü hesaba katarsam ilk kez değildi.
Yolun karşı tarafında araç görünce koltuğumda ufalarak dikkat kesildim. Araç yol kenarından, buradan uzakta park olunca Yalın'la bakıştık. Rauf kapısını açtığı arabasından inene kadar nefesimi tuttum ve yakınlarına bakınıp telefonuna uzandığında, sessize aldığım ekranıma baktım; beni arıyordu.
"Arabayı görebilir," dedim kalbim hızla çarparken. "Adamı arıyor musun, mesaj mı atıyorsun, haber ver de yapsın."
Dizindeki telefonu kaptı ama camdan dışarıya bakıp bana dönerken hâlâ beter bir ruh halindeydi. "Bu yaptığınızın ne kadar ciddi bir şey olduğunu farkında mısın? Çünkü hiç farkında değil gibisin."
"Sayenizde ölü fikrini nefes kadar yakınımda hissetmeye alıştım."
Direksiyonu parmaklarım arasında sıkarak çenemle telefonu işaret ettiğimde ekranını açıp yapması gerekeni yaptı. Rauf aracına yaslanmış, hâlâ telefonuyla meşgulken neler olacağını izlemeye başladım. Derimin altı o kadar ısınmıştı ki, nabzımın hızını kulaklarımın hemen arkasında hissediyordum. Yalın'da kaskatı kesilerek kendini koltuğa gömmüştü.
Rauf kendi etrafında dönerek etrafına bakmaya başlayınca koltuğun kenarını sıkarak gizlenmeye çalıştım ama bakışları duraksayınca, soluğumu tuttum. Aracı gördüğünü hissettim ve ileriye doğru iki adım attığı an, vücudunun sendelediğini fark ettim. Elini omzuna atarken aniden dizleri üzerine alçaldı ve elini beline uzatıp silah çıkarırken, yüz ifadesi dehşete kapıldı.
"Siktir!" dedi Yalın, kahkaha atarak.
"Vuruldu," dedim.
Rauf gece karanlığında silahını ateşleyince korkarak el frenine uzandım. Kendisine saçılan kurşunlardan kurtulup arabasına koşarken vücudunun tekrardan sendelediğini gördüm. Kendisini şoför koltuğuna attığında hayal kırıklığıyla inleyip panikledim, arabası çalışıp zikzak çizerek dönüş yaptığında Yalın'a çevirdim kafamı.
"Ee, ölmedi?"
Yalın karnını tutarak kahkaha atmaya devam edince uzanıp omzuna vurdum, Rauf'u öldüremediğimin onun artık beni kesin öldüreceği anlamına geldiğini farkında değil miydi? Ya neden gülüyordu?
"Iskaladı galiba," dedi çatlayacak kadar gülmeye devam ederken. "Nasıl zıplayarak kaçtı kümes tavuğu gibi." Biraz da elini torpidoya vurarak kahkaha atmasını izledim. "Ölsem onu böyle göreceğimi sanmazdım!"
"Ağlayacağım, ben ağlayacağım sen gülüyorsun! Anladı ya anladı! Mahvedecek beni, neye gülüyorsun?"
Kafasını koltuğun arkasına atarak sakinleşmeye çalıştı ama bana baktığı an tekrar omuzları sallandı. "Kiralık katilden paramı geri istesem beni de öldürmeye çalışır mı?"
"Tabii ki istemelisin, işini yapamadı!"
Yalın'ın kahkahaları birazdan arabayı sallandırırsa hiç şaşmayacaktım. Onun aksine perişan yüz ifademle etrafa baktım ama Rauf'tan bir iz yoktu, tehlikede olduğunu anladığı için geri döneceğini sanmıyordum. Ellerimi direksiyona koyup titremenin geçmesini bekleyip bedenimi dinlendirdim. Yalın kendinden geçmeye devam ederken de aracı döndürerek geldiğim yolda sürmeye başladım.
"Rauf şimdi çok öfkelenmiştir," dedi sonunda mantıklı bir şeyler söylemeye başlayarak. "Artık Affan'a söyleyelim, bu işin içinden kendimiz sıyrılamayız."
"N'apacağımı bilmiyorum, evden hiç çıkmayıp düşünmem lazım. Ve bir de Affan'ın telefonunu kırmam lazım, Rauf'un asla ona ulaşmaması lazım..."
Yalın alçak sesli kıkırdamalar eşliğinde başını sallayıp, "İçinde çılgın birisi olmalı," dedi. "Çok komiksin!"
"Sana ne hoş! Gül gül, Affan'a da Lal'in ölüm sebebi korkuyken ben yanında kahkahalarla gülüyordum dersin. N'oldu? Korkuyordun, birden eğlenmeye mi başladın? Ben ciddiye alınacak insan değil miyim Yalın, sana aşk olsun..."
"Sus sus, güleceğim ölmekten!"
Gaza bastırdım ve saçlarımı yüzümden savurup camı yeniden indirdim, gece ayazını içime kadar çektim. Bu şekilde olmamıştı, Rauf'tan kurtulamamıştım, şimdi başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Kendi ellerimle mi öldüreyim bu adamı, n'apayım?
Araba ev yolundan indiğinde eve korkuyla baktım ama tamamen karanlıktaydı. Kapıları sessizce kapatıp ilerledim, anahtarı şıngırdatmadan kilide taktım ve içeriye girip evi aydınlattığım an titreyerek açık kapıya çarptım. Anahtar elimden düşerken Yalın'da arkamdan girip duraksadı.
Affan bize bakıyordu.
Kendimi suçlu bir çocuk gibi hissettim ve ne için, nasıl bir açıklama yapacağımı bilemezken Affan koltuktan kalkarak gözlerini üzerimde dolaştırdı. Beni bir sürenin ardından gördüğünde yaptığı ilk şey bedenime bakıp bir şey olup olmadığını anlamaktı. Sağlıklı göründüğümden emin olarak bana doğru adım attı. "Nereden geliyorsunuz?"
Yalın kapıyı kapatıp arkamdan çıkarken ses tonuma dikkat ederek, "Hava almaya çıkmıştık," dedim.
Sadece gözlerimin içine bakarak, "Bu saatte?" diye sordu.
Karşısında böylesine gergin, huzursuz hissetmek beni neredeyse ağlatacaktı. "Evet, ben biraz daraldım da."
Uykusu tamamen açılmış görünüyordu, Ayaz hâlâ koltukta uzanıyordu. Dudaklarını birbirine bastırarak başını yavaşça sallarken, "Peki neden beni çağırmadın?" diye sordu.
Yalın'ın bakışları tereddütlüce ikimiz arasında dolaşırken, ensemi kaşıyıp ayaklarımı yerde kıpırdatmaya başladım. "Sen uyuyordun, Yalın uyanıktı, o yüzden işte."
"Senin için uyanmayacak mıydım yani?"
"Tabii ki uyanırdın ama ben uyandırmak istemedim."
Söylediklerimle hiç mutlu ve tatmin olmadığı okunuyordu ama ne kadar rahatsız olduğunu anlayamıyordum. Kürkümü çıkarmaya başlarken beni izledi, ortamdaki gerginliği doğal hareketlerimle kırmaya çalışıyordum ama karşıma yürüyüp gözlerimin içine bakınca kalp atışlarım kulaklarımda patladı.
"Sen benden ne gizliyorsun?"
Dudaklarıma kadar hızlıca gelen reddedişi yutup avuçlarımdaki kürkü sıktım ve anlamamış gibi, "Niye böyle düşündün ki?" dedim. "Neden birdenbire böyle suçlayıcı davranıyorsun?"
"Ansızın ortadan kaybolmalar nereden çıktı Lale?" Sesi yükselmeye başladı. "İkidir geceleri yok oluyorsun, nereye gidip n'aptığınla ilgili yalanlar söylüyorsun, yersizce panikleyip korkuyorsun. Sen benden mi kaçıyorsun?"
Geri adım atıp çaresizce yere ve sonra bana bağırmaması için üzgünce gözlerine baktım. "Niye bağırıyorsun ki?"
"Ses tonuma dikkat edemiyorum, çok sinirliyim! Başka neden olacak!"
Tamam, davranışlarım tutarlı değildi ama Affan'da hiçbir şeye bu kadar sinirlenmiyordu ki. "Her şeyi sakinlikle, sinirlenmeden karşılıyorsun da bana neden bu kadar sinirleniyorsun? Üstelik seni üzecek bir şey de yapmadım ki!"
Elini ensesine atarken yüzü şakaklarından aşağıya kızarmaya başladı. "Çünkü başka hiçbir şey bu kadar umurumda değil, anlayamıyor musun?"
Göğsüm ağrıyor, kalbimi sıkıştırıyordu. Belki de bu gözlerimle görmem gereken bir şeydi, sormama gerek bile yoktu. Ama hiçbir şeyin okumasını yapacak kadar iyi değildim. "Sen de evden çıkıyorsun, bir yerlere gidiyorsun, ben hava almaya çıkınca mı suçlanıyorum? Neden mesela, bir şey yapmışım gibi neden üstüme geliyorsun? Kalbim kırılacak bak, hiç umurunda olmadan bağırıyorsun!"
Yalın'ın bize doğru kararsızca yaklaştığını göz ucuyla görürken, Affan söylediklerimi dinleyip kaşlarını kaldırdı. "Defalarca ormana çıktın, yürüyüş yapıp hava aldın, sana bir kez olsun kızdım mı? Aynı durumdan söz etmiyoruz, üstelik sen de bunun o kadar farkındasın ki beni suçlamaya başlıyorsun!"
"Ya senin benden gizlediklerin?" dedim göğsüm hararetle alçalıp yükselirken. "Sen tamamen dürüst müsün?"
Ne panikledi, ne de benim kadar endişelendi. "Ne gizlediğimi düşünüyorsun?"
"Düşünmüyorum, biliyorum," dedim ve bu konuşma için hazır olmadığımı hissederek arkamı döndüm, kendimi sıkarak hole girdim ama Affan büyük tek adımda yetişip dirseğimden kavradı. "Neyi biliyorsun? Peki konuşurken nereye gidiyorsun?"
"Konuşmak istemiyorum," diyerek omzumun üstünden baktım. "Odama gidip ağlayacağım ya, bırak beni!"
Affan az önce söylediğime kilitlenerek, "Neyden bahsettin?" dedi. "Senden bir şey gizlediğimi düşündüğün için mi gidip duruyorsun, sorun ne?"
"Bırak!" diye öfkeyle çığlık attım ve Affan yanmış gibi elini çektiğinde, gözyaşlarımı tutarak önüme döndüm. Kapıyı adeta kendimi çarparak açtım, içeriye girip kapattım ve soluğu yatağın ucunda alıp kürkümü fırlattım. Yüzüstü yatağa düşüp hıçkırıklar saçarken, odamın kapısı açıldı.
"Affan, sonra konuşursunuz," dedi Yalın'ın sesi arkadan.
"Lal ile arama girme."
Affan'ın elini kolumda hissedince inledim. Dokunuşunu anında hafifletip beni çevirirken kendisi de bana eğilip yüzümü tutmaya çalıştı. "N'oluyor Lal, neyin var senin?"
Başımı geriye atıp ondan uzaklaşırken, "Neden bırakmıyorsun?" dedim, yalnız bırakılmak istediğimden de değil, ağzımdan kaçıracaklarımdan korktuğumdan. "Sen yalnız kalmak istediğinde odandan bile çıkmıyorsun, aşağıya inmiyorsun, ben istemediğimde neden bırakmıyorsun?"
"Ya Allah aşkına neden durduk yere ortadan kaybolman, bu kadar üzgün olman, ağlaman normalmiş de benim sormam anlamsızmış gibi davranıyorsun?" Neredeyse es bile vermeden, tek solukta konuşmuştu.
"Ben sana anlamsız mısın diyorum, sen anlamlısın ama ben konuşmak istemiyorum! Başım ağrıyor, ağlayıp uyuyacağım!" Sorun bendeydi, eğer ne kadar kötü olduğumu saklayabilseydim yanımda bu kadar uzun kalmazdı. "Tamam tamam ağlamayacağım, hadi git..."
Onun içten kafa karışıklığını ıslak gözlerimin arkasından gördüm ve Affan elini yanağıma götürdüğünde zaten ağlamaya başladığımı anladım. Parmağının tersini tenimde indirdi. "Gel hadi, benimle odaya çık. Konuşman için ısrar etmeyeceğim, sadece gözlerimin önünde ol."
Hiç yapamazdım, bu gece olmazdı. "Yalnız kalacağım ben."
Yüzümü bir daha geri çektiğimde bu hareketimi kişisel algıladı ve boşa düşen eline baktı. "Ayaz söyledi değil mi?"
Anlayamadım ki. "Ayaz mı?"
Doğrulup çenesini sıvazladı ve odadan çıktığında, arkasında hareketsiz kaldım. Burnumu çekerek yanağımdaki yaşları omzuma sürerken Affan'ın yüksek sesini duydum ve odadan yavaşça çıkıp hole geçtiğimde onun Ayaz'ı uyandırmaya çalıştığını gördüm. Anlayamadan hızlanıp kolundan kavrarken, "N'apıyorsun?" dedim.
"Konuşacağım onunla."
Ayaz'ın omzunu dürttüğünde, oğlum kıpraştı ve Affan'ı tutan kollarım sıkılaştı. "Ya o ne alaka? Gecenin bu vaktinde ne konuşması, sinirini mi ondan çıkaracaksın?"
"N'oluyor be?" dedi Ayaz.
"Gel, konuşacağız," diyerek koltuktan kaldırmaya çalıştı Affan.
Yalın, bir anda devreye girip eğildi ve Ayaz'ı koltuktan kucaklayarak kaldırınca Affan'la beraber ona döndük. İkimize de bakarak, "Çocuğu niye rahatsız ediyorsunuz?" dedi, yanımızdan Ayaz'la geçti. "Kavganıza bizi karıştırmayın."
Ayaz kaldığı yerden, onun omzundan aşağıda uyumaya devam ederken üst kata doğru uzaklaştılar. Affan arkalarından bakıp histerik bir ses çıkardığında, "Bu neydi?" diye fısıldadım. "O bana ne söyleyecekti ki?"
Eli karışlar gibi göğsünü ovalarken omzunun üstünden bana döndü, işte hemen oradaydım; hırçın nefesimin ensesine süzüldüğü yakınlıkta. Bana gözlerinin içiyle bakıp, "Benden gizlediğin şeyi öğreneceğim," dedi. "Umarım her neyse, şu an canını yakmıyordur."
Göz açıp kapayınca da kadar karanlıkta yalnız kaldım ve onun arkasından bakıp odama geri dönünce yüzümü yastığıma gömdüm. Kimsenin duyacağı yoktu ama yine de ağlama sesimi bastırmak istedim. Affan'ın her şeyi öğrenmesinin çok yakın olduğunu biliyordum ama sonra olacakları tahmin bile edemiyordum.
Ayrıca Ayaz'ın söylediğini sandığı şey neydi? Kafam o kadar karışmıştı ki, bunu düşünemedim. Başlayan baş ağrısı ilerleyen saatlerde mide bulantısına dönüştü ve gün doğarken zihnimin kapandığını hissettim; son gördüğüm hiç sevmediğim yeni bir günün başlangıcıydı.
Sonraki gün odamdan da yatağımdan da çıkmadım. Çaresini düşündüğüm her şey hakkında çaresiz kaldığım için ne yapacağımı bilemiyordum. Ölmeyi deneyecek kadar ileriye gitmiştim işte, aptal katil yüzünden o da başarısız olmuştu. Affan'ın olanları öğreneceği açıktı, artık durduracak bir gücüm yoktu.
Ayaz bana bir tepsi yiyecek getirdiğinde onun hazırlamış olduğuna pek inanamadım ama kendi elleriyle getirdiği için atıştırdım. Ruh halim ve sessizliğim kafasını karıştırdığı için beni izleyip yanıma uzandı, yeni bulduğu rap şarkıyı dinlememi istedi. Onu kırmadım ve yatakta, yüzlerimiz birbirine bakarken, "Güzelmiş," dedim.
Gözümün altına dokunup bir damla yaşı üstüme doğru sildi ve başını salladı.
"Bana seni seviyorum, desene."
Ayaz'dan ilk kez bunu istedim ama ilk veya son olmasını umursamadan, "Seni seviyorum," dedi, yalnız dilediğim için.
Gece yarısı olduğunda telefonumu açtım ve cevapsız bir sürü çağrıyı görünce panikledim. Hepsi Rauf'tandı. Allah'ın cezası, bu kez beni neyle tehdit edecekti? Tabi, yine Affan'la.
"N'oldu anneciğim?"
Başımı Ayaz'a çevirdim. "Hı?"
"Niye ağlıyorsun? Aç mısın? Sana yemek getirdim ya."
"Açlıktan ancak sen ağlarsın," dedim ona, biraz şakalaşıp ruh halimi gizlerken.
"Yemek yiyeceksem ağlarım."
Gülemedim bile ve Affan'a bir şey olacak korkusuyla yataktan kalkıp banyoya geçtim. Ayakta kalamayıp kapıya dayandım, son aramaya dokunup telefonu kulağıma yaslandım ve hemen cevap buldu. Rauf öfkeyle, "Seni öldüreceğim!" dediğinde yumruğum sıkıldı. "Ya da hayır, gerçeği öğrenip o Affan ölsün de, seni sonra öldürebileyim."
Fısıltıyla, "Sakın Affan'a söyleme," dedim.
"Bana oyun oynadın, öldürmeye çalıştın. Anlamıyor musun, Doğa'yı yaşatmadan bana hiçbir şey olmaz!"
"İlaçları alacağım," dediğimde telefonun diğer tarafında kıkırdamaya başladı. "Doğru söylüyorum, alacağım."
"Tabi, Affan'a da vermiştin zaten değil mi? Neyse, ben gerçekleri söyleyeyim de, o ilacı kendi rızasıyla..."
"Rauf!" diye ses yükselttim, çok korktuğum için. "Her şey üzerine yemin ederim ki ilaçları alacağım, istersen video bile çekip sana yollarım, öyle inanır mısın?"
Gülmeyi sürdürerek, "İnanmam!" dedi. "Artık inanmam. Bu iş çok uzadı, çocuk oyuncağına döndü. Doğa'nın her gün acı çektiği yerde ben seninle zaman kaybe..."
"Affan'ın kalbini vereceğini nasıl biliyorsun?" Bundan ikimiz de emin olamıyorduk ama ihtimaline katlanamayan bendim. "Bilemediğin, emin olamadığın için en başından beri bana ihtiyacın yok muydu Rauf? İstediğini vereceğim, Ayaz'ı Affan'a teslim edip öleceğim, başından beri istediğin gibi..."
"Bir sürede bu yalanla beni oyalayacaksın öyle mi?"
"Dur bak, inan, lütfen!" Kendimi kaybetmiş hissedip gözlerimi kapadım. "Bekle, sana video göndereceğim."
O bir daha reddetmeden telefonu kapatıp banyodan çıktım, soluğu komodin yanında alıp çekmecesini açarken, "Bana su getir," dedim Ayaz'a.
Koltuktan inip yanıma gelirken, "O ne?" dedi.
"Ağrı kesici, su getir."
"Tamam."
Telefonuna baka baka çıktı ve bir bardak su ile döndü. Banyoya geçip kapıyı kapadıktan sonra ilacı kutusundan çıkardım, tablet şeklinde değil, silindir, kısa bir kutu içindeydi. Telefonu lavaboya koyup videoyu başlattım ve avucuma düşürdüğüm beyaz ilaca baktım. Kutusu normal bir ilacınki gibi uyarılar, öneriler ve bilgilendirmeyle dolu değildi; çünkü elbette yasadışı, satışı olmayan ilaçtı.
Parmaklarımda titreyen hapı izledim.
Belki de hayatımın başından beri o kadar ilaca teslim edilmem ölümümün nasıl olacağının bir işaretiydi.
Bu kadar savaşmaya gerek yoktu.
İlacı ağzıma atıp suyu beraberinde içtim ve tiksindiğim o duyguyla öğürdüm. Yuttuğumdan emin olması için videoyu hemen kapatmadım, suyun hepsini bitirdim. Dilimi altına kadar açıp videoya gösterdim ve gönderirken hiç beklemedim. Parmağımı boğazıma batırıp kusmamak için direndim, lavabo önünde eğilip midemi tuttum.
O haklıydı, ancak kimsesi olmayana böyle davranılırdı.
Telefonum elimde çaldığında bekletmeden açtım ve Rauf, "Yapacağını kanıtlamak için evden kaçmalısın," dediğinde yere düşecekmiş gibi hissettim. "Madem aldın, ilaçlar belirtilerini gösterecektir, bir yolunu bulup yanıma gelmelisin."
"Yanına mı?"
"Belirtiler ortaya çıktığında Affan seni doktora götürür, ayrıca da beyin ölümün gerçekleşmeden önce yanımda olmalısın ki ameliyat için her şeyi ayarlayayım."
Kanın vücudumda çok yavaş aktığını hissettim, uzuvlarımı hareket ettiremiyordum. "Yapacağım," diyebildim ve telefonu kapatınca doğrulup suyu açtım. Avuçlarıma doldurup yüzüme birkaç kez çarptım. Odaya geçip yatağa gömüldüm ve örtüyü boğazıma kadar çekip gözlerimi yumdum.
Hiçbir şeyden değilse de korkudan öleceğim, korkudan...
Ne zaman gece oldu ne zaman tekrardan sabah anlamadım bile. Uykuyu, zamanı takip edemedim. Ara ara Ayaz'ı yanımda gördüm, ara ara uzaktan sesini duydum. Korkudan titreyip o kadar terledim ki, ertesi günün öğlesinde banyodan, duş alarak çıkmam gerekti. Giyinip bir buçuk gündür çıkmadığım odadan başım eğik çıkıp etrafıma bile bakmadan mutfaktan su aldım, geri dönerken ancak birisine çarparak durdum.
Yalın endişeyle bana baktı.
"İyi misin? Dün hiç görmedim seni?"
Sadece, "Affan nereye gitti?" diye sordum. Aracı dışarıda yoktu.
Beni izlediği için biraz geç cevap verdi. "Doğa eve çıktı, onu görmeye gitti."
"İyi."
Yanından geçtiğimde, "Seni iyi görmedim," dedi. "Ayaz'da yataktan çıkamadığını söylüyor, doktor çağırmamı ister misin?"
"Hayır."
Odama geçerken verandadaki gölge gözüme çarptı. Dikkat kesildiğimde bunun o koruma olduğunu anlayıp bir mana aradım. Sandalyeye oturmuş, sırtı dönüktü ve Affan'ın onu evden uzak tutma kararlılığını düşününce bu kadar yakında olması garibime gitti.
"O adam neden burada?"
Yalın'da şöyle bir baktı adama. "Affan direkt söylemedi ama ortadan kaybolduğumuzu da bu adam haber vermiş olmalı, kendisi olmayınca adama burada beklemesini söyledi anladığım kadarıyla."
Adam robot gibi bir şeydi zaten, gece bile uyumuyordu demek. Dudak bükerek kapısını kapattığım odaya geçtim, sakladığım ilacı çıkardım ve kinci kez alıp su ile yuttum. Boğazıma batan bininci ilaçtı belki de.
Ruhsuzca yatağa çöküp hiçbir şey düşünemeden uykuya daldım. O kadar uykulu hissediyordum ki, artık karabasan bile beni uyandıramıyordu. Ayaz'ı bile fark edemeyecek hale geldiğimi, ancak uykudan uyandığımda anladım. Gerçekten ne kadar zamanın geçtiğini anlamıyordum.
"Anne, niye hep uyuyorsun?"
Gözlerimi açmaya çalıştım ama göz kapaklarım arkasında şimşek çakıyormuş gibi yakıcı his vardı. Şakağımdan tutarak güçlükle bana eğilmiş oğluma baktım. "Çünkü vücudum ağrıyor, kaslarım..."
"Affan'ı çağırayım mı?"
O burada olsa gözlerimi açmak için daha çok çabalardım. "Nerede?"
"Doktorla konuşuyor."
Elimi uzatıp ona dokunurken çok az kıpırdamıştım ama yine de midemi bulandırmaya yetti. Geriye doğru yutkunup, "Beni kaldırır mısın?" dedim.
Tüm gücüyle kollarımdan tutunca ben de gayret gösterdim ve kalkarken acele etmem gerekti çünkü midemdeki baskı hızlı hareket ediyordu. Banyonun kapısını çarpıp klozet önüne çöktüğüm gibi ağzımdan bulantıma sebep olan her şey fırladı. İğrenç his bir kenara, kustuktan sonra kendimi kaldıramadım bile.
"Lal?"
Affan'ın sesini yakınımda duyunca Ayaz'ın onu çağırmaya gittiğini anladım, görmemiştim ki bile. Gözlerimi açıp Affan'ı gördüğüm an her şey çok hassas geldi, hıçkırdım ve o eğilip beni doğrulturken sarsıldım. Beni kendisine yaslayıp lavabo önünde yer aldı, suyu açıp yüzümü ıslattı, ağzımın kenarını yıkadı. Sonra zorlanmadan kucağına aldı. Yumuşak yüzeye yatana kadar bedenimde kaldı elleri, ardından da yüzüme yerleşti. "Sana n'oldu? Hasta mısın? Ateşin yok, neyin var o halde?"
"Üzüldü annem," dedi Ayaz'ın sesi.
"Üzüldüğü için mi böyle olduğunu düşünüyorsun?" Affan'ın sesi sadece meraklı değil, endişeliydi.
"Üzülünce hep yatıyor."
Mide bulantım geçince kafamı daha rahat hareket ettirebildim ve başımı az kaldırınca Affan'a yaklaşmış bulundum. Kaç gün sonra bilmiyorum ama yüzüne kavuşunca ellerimi uzattım. Gözlerimi sıkıca yumdum ki görüşüm temizlensin, yakışıklı yüzüne özlemim dinsin. "Hey," diyerek yüzümü kendisine daha çok yaklaştırdı. "Doktor geliyor ama beklemeden seni hastaneye kendim götürebilirim."
Hastane olmazdı. Kalbim atışını günler sonra ilk kez hissedince hayata dönmüşüm gibi geldi. "Götürme." Kelimeleri daha güçlü çıkardım. "Her şey yolunda, dinleneceğim ben."
Elinin tersini alnımda, yanağımda dolaştırıp üstümdeki kıyafete baktı; pijama giydiğimi bile hatırlamıyordum. Omuzlarını alçaltan bir yüklü nefes verip, "Seni ben mi üzdüm?" dedi. "Sorun bensem düzelteyim, başka bir şeyse de halledeyim."
"Depresyona giriyorum galiba, aklım duruyor sanki. Ama dinleceğim ya, geçer zaten o, uyuyayım ben..."
"Lal, ben n'aptım sana? Bağırmak istememiştim, konuşmamızın hiçbir yerinde sana bağırmak istemedim." Sesi çok çok huzursuz, mutsuzdu.
Yüzlerimiz bu kadar yakınken kavga ettiğimiz bile aklımdan çıktı; dudağının kenarından öperken içimdeki kalp atışının o noktada yankılandığını duydum. Kendimi yatağa bıraktım.
Ayaz öpücüğü görmüş halde, "Anne n'aptın?" dedi. "Dizideki kadın gibi yaptın."
Ona cevap bile veremedim. Yeterince ilgilenemediğimden çok kötü oldum. Ben n'apıyordum? Affan için ama oğlum n'olacaktı? Akıl sağlımı mı kaybediyordum artık?
"Ellerini neden yumruk yapıyorsun? Kaskatı kesilmiş parmakların." Affan ellerimden tuttuysa da hissetmedim tabi.
"Ayaz'a bak. İyi bak yani."
Kendimi daha iyi hissederek uyandığımda fark ettiğim şey komodindeki ilaçlar oldu, bir doktorun geldiğini anladım ama muayene edilsem de hissetmemiştim. Yataktan kalkarken yüzümü ovalayıp saçlarımı düzelttim, banyoda biraz kendime baktım. Saate, takvime baktım; Rauf'la konuşmamdan bu yana üç günün geçtiğine inanamadım.
Öğleden sonrasıydı, bir ilaç daha almam gerekecekti. Telefonumu kontrol edince Rauf'un ilacı içtiğim video beklediğini gördüm, sonra diğerleri gibi bu mesajını da silip odadan çıktım. Şakaklarımdaki baskı başımı döndürüyordu, gözlerimin önüne karanlık gölge iniyordu. Ayaz'ın veranda da bir top sektirdiğini görünce dudaklarım titredi, hayatımda bir daha onun kadar kimseyi sevmeyeceğimi düşünmüştüm. İşte ruhun ve kalbinin yapacaklarını aklın öngöremezdi.
Mutfağa geçip bir su bardağı aldım ve biraz su içip ada tezgâhına yaslandım. Hayatta bazen kötü haber alıp etkisinden çıkılmaz ya, kendimi günlerdir öyle hissediyordum. Bak deseler karşısına oturup saatlerce duvara bakardım.
Çıktığımda lalelerimi gördüm ve tekrardan değiştiklerini, yaydıkları kokudan anladım. Taze, canlılardı. Eğilip koklarken bir an düşeceğim sandım ama sonraki saniye kendimi dengeledim.
"Yüzünü gören de cennetlik."
Yalın'ı duydum ve gülümsemeye çalışıp, "Rahatsızlandım galiba," dedim.
Beni, pespaye halimi süzerek, "Doktor gelip gitti, ruhun duymadı," dedi.
"Başımda bir ağırlık var," diyerek geçiştirmeye çalıştım ve dakikalardır görmeyip ama senelerdir görmüyormuş gibi hissettiğim adamın ismi döküldü dudaklarımdan. "Affan nerede? Odasında mı? Kızgın mı peki bana, hâlâ mı?"
"Dışarıda," dediğinde sanki hiç dönmemek üzere gitmiş gibi hissettim. "Tatlı malzemeleri almaya gitti, yaparsın da kafan dağılır diye."
Kimse de bunu yapamaz işte kalbime; onu yerinden böyle oynatamaz. "Gerçekten mi? İnanmam, inanırım da... heyecanlandım. Gerçekten mi gitti?"
"Neden gitmesin? O senin sevgilin değil mi?"
Yalın'dan duymak ne garipti; çünkü o beni son zamanlara kadar sevmezdi bile.
Odaya geçip su ile ilacı içerken bir kez daha kendimi videoya aldım, öfkeyle soluyup videoyu gönderdim. Sonra salonda beklemeye karar verdim, odamda kalırsam uyumaktan korkup lalelerin olduğu vazoyla koltuğa oturdum. Ayaz beni görünce odamdan çıkmamın düşündürücülüğüyle bakıp sonra topla meşguliyetine döndü ve çiçeklerin kokusu burnuma yükselirken çok korktum.
Uyumamaya direnemedim ve uyanırken bu kadar çok kendimden geçmeme sebep olan şeyin ilaçlar olduğundan emin oldum. Bu gerçek çok panikletti, hiçbir şeyi doğru yapmadığım hissi her şeyi Affan'a anlatma hissine dönüştü ve gözlerimi açtığımda, çok geç olduğunu anladım. Etraf kararmıştı.
"Ayaz?" diye seslendim. "Gece lambasını açar mısın?"
Yere adım sesleri çarptı. "Işık açık ki anne."
"Hı?" Yüzümde nefes hissedince gözümü ovuşturdum. "Ayaz, gözlerim çok acıyor."
"Bana neden bakmıyorsun?"
Hissettiğim nefesin ona ait olduğunu anladım. "Nereye bakıyorum ki?"
"Tavana."
Ellerimi yüzüme, gözlerime sürüp göz kapaklarımı yeniden açtım ama tavan karanlıktı, hatta yalnız etrafım değil, gözlerimin arkası bile karanlıktı. Işık açıktı, Ayaz bana eğilmişti ve mutfaktaki poşet sesi sanki kulağımın hemen yanında hışırdıyordu. Vücuduma ani bir sıcaklık çarptı ve ellerim korkuyla ona uzandı ama ben onu tuttuğumu bile hissetmedim. "Ayaz..."
"Anneciğim?"
"Ayaz, Ayaz elimi tut... ben hiçbir şey göremiyorum."
DEVAM EDECEK.
Arkadaşlar ben Lale'mi çok severim ama lütfen bir tokat emojisiyle onu kendisine getirir misiniz...
Bu bölümden sonra sabırsız olduğum tek şey, Affan'ın Lal'in bu haliyle ne kadar perişan olacağı. Perişan erkek karakter okuması çok güzel, yazması ayrı güzel sjjdekkdke
Muhtemelen sondan ötürü asabınız bozulmuştur, bu yüzden bölüm nasıldı diye sormayacağım altımdan girer üstümden çıkabilirsiniz çünkü...
Bölümü bir emoji ile anlatır mısınız?
Ve istediğim gibi son yorumlarınızı (GÜZEL ahsjsj) bırakıp oy vererek ayrılın lütfen bölümden.💚🤎
Yorumlar yükleniyor...